Yaşlılık Allah'ın fıtrî bir kanunu, hayatın son baharıdır. Çocukluk, gençlik, olgunluk, dönemi derken ömrü olan herkes ihtiyarlayacaktır. Artık insan bu devrede güçlülük yerine âcizlik, güzellik yerine çirkinlik, ilerleme yerine gerileme, sıhhat yerine hastalık gibi kaçınılmaz hallerle baş başa kalır. Kur'an-ı Kerîm'de söz konusu duruma şöyle dikkat çekilmektedir:
"Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alâkdan yaratan, sonra bebek olarak çıkaran, sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz, sonra da ihtiyarlamanız -ki daha önce vefat edenler de vardır- ve belli bir vakte ulaşmanız için yaşatan O'dur. Umulur ki düşünürsünüz!" (el-Mü'min,67)
"Sizi Allah yarattı. Sonra sizi vefat ettirecek, daha önce bilgili iken hiçbir şeyi bilmez hale gelsin diye sizden bazı kimseler ömrün en zayıf çağına kadar yaşatılacak. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir ve her şeye kadirdir." (en-Nahl,70)
Peygamberimiz de: "Allah'ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, ihtiyarlayıp ele avuca düşmekten ve cimrilikten sana sığınırım " ( Müslim, Zikir 50)
"Allah'ım! İhtiyarlığın bunaklığına düçar olmaktan sana sığınırım" (Buharî, Cihad, 25) dualarıyla ihtiyarlığın bu müşkil halinden Allah'a iltica etmiştir.
Tarih boyunca insan anatomisiyle uğraşan birçok bilim adamı, yaşlılığı ortadan kaldırmak veya en azından onu asgarî düzeye indirmek için çok uğraşmışlar, ancak buna muvaffak olamamışlardır. Günümüzde bir takım estetik ameliyat ve tedavilerle vücutta geçici bir iyileştirme yapılabiliyorsa da, bedendeki çöküşün ve ömür ağacının kurumasının önüne geçilememektedir. Nitekim Peygamberimiz de bu duruma şöyle vurgu yapmaktadır:
"Ey Allah'ın kulları tedavi olunuz! Zira Allah Teâlâ ihtiyarlık hariç her hastalığın bir şifasını yaratmıştır." (EbûDâvûd, Tıb, 1)
Ömrü olan herkes yaşlanacağına göre insan, ihtiyarlık gelmeden önce sâlih ameller yapmak suretiyle hayat sermayesini şuurlu bir şekilde kullanmayı bilmelidir. Zira hadis-i şerifte, kemal yaşına erdikten sonra dünya hayatı sona erenlerin, yapamadıkları iyilikler sebebiyle ilâhî huzurda bahanelerinin kalmayacağı şöyle ifade edilmiştir: "Allah Teâla altmış yıl ömür verdiği kişinin mazeret gösterme imkânını ortadan kaldırmıştır" (Buhârî, Rikâk, 5).
Ayrıca insanoğlu yaşlanıp, vücudu yıpransa da iç dünyasındaki ebediyet arzusu bâkîdir. Bencilliğin mayasında fâniliğe isyan vardır. Allah Rasûlü: "İhtiyarın kalbi iki şeyi sevme hususunda gençtir. Bunlar, çok yaşama ve mal sevgisidir." (Müslim, Zekât, 113) buyurmaktadır.
Aslında insan ihtiyarlayınca diğer kuvvet ve hisler gibi dünya sevgisi ve uzun yaşama düşüncesinin de gerilemesi gerekir. Ancak ahirete hazırlıklı olanlar için ölüm; ruhun kafesten kurtularak ahiret âlemine uçması ve dünya meşakkatlerinden sıyrılması demektir. İhtiyarlık ise bu vuslat halinin son basamağıdır.
Yaşlıların toplum içindeki konumlarını İslâmî duyarlılıkla değerlendirdiğimizde onlara bir çocuktan daha fazla itina göstermememiz lazımdır. Buna göre yaşlıların incelmiş duyguları rencide edilmemeli, yaşlılıktan dolayı vuku bulabilecek bir takım halleri hoş karşılanmalı ve onların hayır duaları alınmalıdır. Ayrıca, pîr-i fânilerin varlığının, rızkımızın genişlemesine vesile olduğu, bela ve musibetlere karşı birer kalkan vazifesi gördüğü unutulmamalıdır.
Bu sebeple yaşlı kimselerin varlıklarına tahammül edememek, onlardan tiksinmek, bir an önce ölmelerini arzu etmek gibi menfi tavır ve düşüncelerin İslâm ahlâkında yeri yoktur. Dolayısıyla Müslüman çevresindeki yaşlıları, hele hele ihtiyar peder ve validesini tahkir edecek davranışlarda bulunması düşünülemez. Aksine onların huzur içerisinde hayatlarını devam ettirebilmeleri için imkânnispetinde yanı başlarında hizmetlerine koşturması gerekir. Dolayısıyla bugünün genci -Allah ömür verirse- kendisi de yaşlanacak ve yaptığı hizmetin karşılığını mutlaka görecektir. Peygamberimiz buyuruyor ki:
"Allah Teâlâ, yaşından ötürü bir ihtiyara saygı gösteren gence, yaşlılığında hizmet edecek kimseler lütfeder." (Tirmizî, Birr, 75)
Bunun yanında Resûlullah gerek dünyevi gerekse uhrevi hususlarda ihtiyarlara daima kolaylık sağlanmasını tavsiye etmiştir. Malum olduğu üzere namazı çok uzatan imamı uyarırken yaşlı kimselere şöyle atıfta bulunmuştur:
"Sizden biriniz, insanlara namaz kıldırdığı zaman, hafif tutsun. Çünkü onların arasında zayıf, hasta ve yaşlılar vardır..." (Buhârî, İlim, 28)
Yine Enes bin Mâlik'in nakline göre, bir gün Peygamberimizigörmek isteyen yaşlı bir adam gelmişti. Oradakiler ona yol açmakta ağır davranmıştı. Bunun üzerine Peygamberimiz:
"Küçüğümüze merhamet etmeyen büyüğümüze hürmet göstermeyen bizden değildir" buyurmuştur. (Tirmizi, Birr, 15)
Ayrıca Mekke'nin fethinde Hz. Ebû Bekir yaşlı babası EbûKuhâfe'yi Müslüman olmak için Hz. Peygamber'in huzuruna götürünce, Resûlullah:
"Şu ihtiyarı buraya kadar yormayıp evinde bıraksaydın ben onu ziyaret ederdim" buyurur.
Hz. Ebû Bekir ise: "Onun size gelmesi daha uygundur" diye cevap verir.
Peygamberimizin ihtiyar EbûKuhâfe'ye olan bu nazik davranışı Hz. Ebû Bekir'e karşı iltifatının yanında yaşlı insanlara duyduğu saygının bir ifadesi olarak görülmelidir.
Diğer taraftan Peygamberimiz savaş için gönderdiği mücahitlerine tavsiyede bulunurken, kadınlar ve çocuklar yanında ihtiyarlara da dokunmamalarını emretmiştir.
Ne mutlu kendini bilen ve kalben Yaratan'ı ile buluşmuş ihtiyarlara! Ne mutlu yaşlılarının değerini bilip, onlara sevgi ve saygı gösteren kimselere! Ve ne mutlu ömrünün kıymetini idrak edenlere!
Yunus Emre ile bitirelim:
Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi
İş bu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi
Miskin âdem-oğlanını
Benzetmişler ekinciye
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi
Bu dünyada bir nesneye
Yanar içim göynür özüm
Yiğit iken ölenlere
Gök ekini biçmiş gibi
Bir hastaya vardın ise
Bir içim su verdin ise
Yarın anda karşı gele
Hak şarabın içmiş gibi
Bir miskini gördün ise
Bir eskice verdin ise
Yarın anda sana gele
Hulle donun biçmiş gibi
Yunus Emre bu dünyada
İki kişi kalır derler
Meğer Hızır, İlyas ola
Ãb-ı hayat içmiş gibi