Kimsenin kimseye vereceği bir selamdan bile nem kapar endişeyle, güveninin kalmadığı, her şeyi çıkarlarımız doğrultusunda ölçtüğümüz şu zamanda hangimiz ben şu kişiye kendimden bile çok güveniyorum diyebilir ki? Bir an olsun elinizi binlerce kandırmaca ile dolu fıçının içinden çekip kalbinize doğru uzatın lütfen ve tüm içtenliğinizle sorun kendinize şu soruyu, güven kelimesi ile yan yana getirdiğinizde sırıtmayan bir varlık var mı hayatınızda?
Yakından ya da uzaktan uğramış bile olsa, eğer cevap evet ise boş verin şu yazıyı okumayı da kalkıp o kişiyi arayın hemen. Arayın ve şunu söyleyin ona: Öylesine aradım, hiçbir sebep yoktu aramak için, hiçbir isteğim de yok senden, sadece sesini duymak istedim ve aradım? Bu yaptığınız karşısında şaşkın bir tepkide bulunmasına aldırmayın ve telefon ahizesini yerine koyarken içinizde beliren o çok farklı duygunun tadını çıkarın?
Bir güneş gözlüğü bile insanın birçok gizini örterken, insanlar birbirlerinin gözlerinin içine bakmaktan korkar hale gelmişken ve hepimizin arkamızda bir çift gözü daha çıkmışken güvenden kim bahsedebilir ki bana?
Söz konusu güven olunca hep aynı benzetmeyi yapar kalemim. Dış cephesi yoldan geçenlere gösterişli görünen ve sanki her türlü depreme göğüs gerecekmiş gibi güvenli duran kof bir beton yığınına benzer bütün ruhlar. Mutlaka her birinin bir ömür boyu yaşamak istediği bir şehir vardır ama aksine hepsi de nefes alamadıkları şehirlere dikilmiştir mühendisleri tarafından. İnşa edilirken en çok güvendikleri de mutlaka birer parçalarını çalmıştır kendilerinden?
Ön sokaklarına bakan taraflarını yoldan her geçene göstermelerine (üstelik farklı göstermelerine) rağmen arka sokaklarını hep gizlerler herkesten? Oysaki neler gizlidir aslında o arka bahçelerde? Zira yoldan geçenlerin de işine gelmez arka sokakları görmek? Merak etmezler hiçbir zaman ve sadece kendilerine gösterilenlere inanmak istercesine yollarına devam ederler?
Söyler misiniz bana, arka sokaklar yalnız kediler için midir? Ruhumuzun arka sokaklarında kedileri gereğinden fazla besleyip şımarttığımız halde neden başkalarının bu sokaklara girmesini engelleriz?
Belki yüreğimizin kirleri belli olmasın diye, belki dağıttığımız ruhumuz gün yüzüne çıkmasın diye?
Belki de sokaklar dile gelir de konuşur diye?
Arka sokağımda çürümeye bırakılmış kırık bir kanepe var şimdi, kim bilir kim tarafından ne zaman atılmıştı oraya? Ben bile hatırlamıyorum artık?
Eskimeden önce insana saflık hissi veren bembeyaz bir kaplaması vardı kanepenin? Şimdilerde ise insanlar tarafından hoyratça kullanılan kanepe kirden görünmeyecek halde ve simsiyah? Üstelik her türlü ağırlığı kaldıracak kadar güçlü de değil artık, bir tarafı kırık? Yastıkları ise çoktan çalınmış?
Bazen bir sokak kedisi uğrar o arka sokağa ve kıvrılır kalır o kırık kanepeye. Neden arka sokaklar sadece o kediyi kabul eder bilir misiniz? Çünkü güven duygusu kaybolmuş bir insan ancak güven duygusu kaybolmuş diğer bir canlıya güvenebilir?
Güven duygusunu kaybetmiş, güvenmeyen, güvenilmeyen, arka sokakları terk edilmiş birer beton yığınıyız artık? Ansızın gelen bir depremin bizi alıp götürmesini bekliyoruz usulca?
Bahçemizde bir sokak kedisi, bir kırık kanepe ve anılarla