ustilanlar
26 Eylül 2018 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Yaratılış Mucizesi - 3
MUSTAFA DAMLARKAYA

Yaratılış Mucizesi - 3

02.04.2018 10:59 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
“ Onlar görmezler mi ki, Allah yoktan nasıl yaratıyor ve sonra onu tekrar nasıl iade ediyor? Bunlar Allah’a kolaydır.(Ankebut-19)”.
Evet, yaradılış gerçeği, Kur’an’da sürekli bir biçimde muhtelif ayetlerde beyan edilmiştir.Fikirler sapmasın, kalpler batıla kaymasın. Bu sırra dayanarak Kur’an, yerler ve gökler ve içindeki her şeyin yaradılışını gözler önüne sermiş, ama özellikle insanın yaradılışını bütün teferruatıyla çok daha derinliğine açıklamıştır. Çünkü insan, Kur’an’ın nazarında. Allah’ın en büyük sanatıdır, eşraf-i mahlûkattır, ahsen-i takvimde yaratılmıştır. Çünkü insanın görevi büyüktür. Mesuliyeti ağırdır. Marifet ve muhabbet, ibadet ve itaat için halk edilmiştir.
Evet, yaradılışla ilgili bütün ayetlerin arkasında yatan en önemli mesaj ve beşere bakan en ehemmiyetli görev ve sorumluluk ise, insanın yaradılış gayesiyle ilgilidir. Çünkü bu mesaj fevkalade önemli bir mesajdır. Bu mesajın kâinat çapında bir ağırlığı vardır.İşte o mesaj şudur:  “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etsinler diye yarattım. ( Ariyat-  56)”.
Üçüncü yönüyle; yaratılışla ilgili ayetlerdir. “Görmedi mi o insan? Biz onu bir damla sudan(spermden) yarattık da şimdi o apaçık bir düşman kesildi. (Yasin- 77)”.
“Bir de kendi yaradılışını unutarak bize bir de örnek getirdi. Dedi ki: ‘o çürümüş kemikleri kim diriltecek?(Yasin- 78)”.
“De ki: Onları ilk defa var eden diriltecektir. O, her yaratmayı hakkıyla bilendir.(Yasin-79)”.
Kur’an-ı Azimüşan’da yeniden dirilme, yani ikinci yaradılış, ölüm ve sonraki hayat ile ilgili ayetler pek çoktur. Kur’an-ı Azimüşşan’ın hemen hemen üçte birisi Haşir ve ahiret hayatı hakkındadır.Kur’an-ı Kerim,ahiret hayatını bütün hakikatlarına temel taşı ve esasların üssü yapmıştır. Ve her şeyi ahiret hayatı üzerine bina etmiştir.
Eğer ahiret hayatı inkâr edilirse, ya da ehl-i dalaletin iddia ettiği şekilde ikinci bir yaradılış olmazsa, o zaman her şey abes olur. Kâinatın hiçbir esprisi kalmaz. Her şey tam tersine döner. Yani:Rububiyet hakikatine sebep olan bütün güzellikler ve hüsünler vehim ve hayal olur. Rızık, iaşe ve nimetlendirmek hakikatinin bir manası kalmaz. Rahmet, inayet, kerem, ihsan manaları silinir gider. İnsanın diğer mahlûkat fevkindeki cemali, camiiyeti,  kadr ve kıymeti sükut eder.
Semavi kitapların nüzulü ve peygamberlerin gönderilmesinin hakikati ve hikmeti ortadan kalkar. Kâinatın yaradılışının sır ve hikmetleri, insanların Allah’a karşı görev ve sorumlulukları gibi kutsal, yüce mana ve hakikatler tamamen vehim ve hayal şekline döner. Eğer ikinci diriliş gerçekleşmezse, O zaman: Şu dünya tesadüflerin oyuncağı, tabiatın oyunyeri hayat sahiplerin mezbahası, insanların gam evi ve keder evi olur. 
İnsanın kemalatı alaşağı düşer. İnsan, en bedbaht, en perişan ve en aşağı bir hayvan derekesine iner. Kemalat-ı İlahiyye’nin bir aynası olan şu muhteşem kâinat ve içindeki her kıymetli sanat ve eserler bekasız bir çöplüğe dönüşür, her şey zibil olur. her şey israfa gider. Hâlbuki fıtratta israf yoktur.
Eğer ahiret olmazsa, “Hakikatlerin değişimi imkansızdır.” sırrınca kâinattaki bütün hakikatler ve isimlere sebep olan bütün güzellikler söner.Zalim izzetinde, mazlum zilletinde toprağa girer. Böyle bir bitiş ve tükenişe adalet ve rahmet ve hikmet-i ilahiyye müsaade etmez.
Evet,  Kudret ve rahmet-i ilahiyye, hikmet ve inayet-i rabbaniye, ebedi yokluğa, hiçliğe, âdeme müsaade etmez. Yokluk, hiçlik çukuruna yuvarlanmak, izzet ve azameti ilahiyye ve celal ve İlâhi heybet ve büyüklüğe de dokunur. 
Evet, rahmet-i ilahiyye, insanın fıtratındaki camiiyeti ve ruhundaki “ebed” arzusunu asla ve asla yokluğa gömmez. Çünkü insan ebede gitmek için yaratılmıştır. Onu hem cennet bekliyor hem de cehennem gözlüyor.
Evet, özetlersek, Cenab-ı Hakkın pek çok isimleri ahiretin varlığından haber verir. Haşrin geleceğini müjdeler, ruhları rahatlatır. Müminleri yorgunluk almak için dinlenmeye, tat almaya ve keyiflenmeye sevk eder.
Cenab-ı Hak, vafi’dir, Vefiyy’dir. Vefa sahibidir. Vaadinde sadıktır. Sözlerini ve vaadini ifa eder, vadini yerine getirir. Vadinden asla dönmez. Kullarına verdiği sözlerinde cayma olmaz. İman edenleri, hikmetine itimad edenleri, rahmetine sığınanları mahrum etmez. Af dileyenleri yüz üstü bırakmaz. “Allah yolunda sarf ettiğiniz her şey, size tamamen ödenecektir. Siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.(En’fal-60)”.
Cenab-ı Hak, muntakimdir. İzzet ve celal sahibidir. Suçluları cezalandırır. Zalimlere hak ettiği cezayı verir. Mazlumlarında intikamını zalimlerden alır. Allah’ın intikamı adaletle tecelli eder. Kimseye asla zülüm etmez. Dünyada hak ve hukukları çiğnenen masum ve mazlumların haklarını zalimlerden alır, onların burunlarını yerlere sürer. Mazlumları ferahlandırır. “Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da sonra sana yüz çeviren kimseden daha zalim kim vardır?  Muhakkak ki biz, mücrimlere karşı Muntakim’iz. ( Secde-22)”.
Cenab-ı Hak, Muhyi’dir. Her can sahibine hayatı veren O’dur. Hayatın levazımatını yaratan ve hayatın devamlılığını sağlayan da O’dur. Hayatın yüksek gayeleri, mühim vazifeleri O’na bakar. Yüzde doksan dokuz meyvesi O’nundur. “Allah’ın rahmet eserlerine bir bak! Yeryüzünü ölümden sonra nasıl diriltiyor? İşte şüphesiz O ölüleri diriltir(Muhyi’dir). O her şeye kadirdir.(Rum suresi-50)”.
Cenab-ı Hak, Şedidü’l-İkab’dır. Şediddir. Hükmü çetin, hükmü nafiz, cezası şiddetlidir. Onun emrine mani olacak hiçbir güç  ve kuvvet yok ve hiçbir irade yoktur. “Kim Allah’a karşı gelirse, bilsin ki, Allah Şedidü’l ikabdır.(Haşir-4)”.
Cenab-ı Hak, Afüvdur.  Çok affeden, affetmeyi seven, kullarını günah kirlerinden arındıran, yaptıklarından pişmanlık duyanları affedip, günahları bağışlayandır. 
“Muhakkak ki Allah Afüvdur. Ve gafurdur.(Nisa-43; Mücadele-2; Hacc-60)”.
Cenab-ı Hak, Gafurdur, gaffardır. Hataları örten, kulların gizli hallerini açığa vurmayan, ayıpları gizleyen, günahları bağışlayandır.“De ki, Ey günahta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Muhakkak ki Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz O Gafur’dur, Rahimdir.(Zümer-53)”.
Evet, haşri müjdeleyen, hayat-ı ebediyenin geleceğini haber veren ve ebedi dirilişe sebep olan ayetleri bu makamda tafsilatıyla zikretmek pek uzun düşer. Sadece Kur’an’da  geçen şu konu başlıklarını zikretmek, herhalde, yeterli olur:
Cennet, cehennem, cehennemin dehşeti, cehennemin kapıları, cennetin vasıfları, cennetin kısımları, kabir hayatı, kıyametin dehşeti, mahşer, ölümden sonra tekrar dirilmek, sur, kiramen katibin melekleri, amel defterleri sağ ve sol tarafından verilenler,  Kevser, uhrevi adalet, uhrevi azap ve ceza, zebaniler, zakkum ağacı v.s 
Bu konuda daha derinliğine tahkike lüzum görenler, Kur’an-ı Azimüşşan’ı açıp bizzat ondan takip etmelidirler.
Özetle, Kur’an en doğru haber kitabıdır. İkinci yaradılışı tafsilatıyla gözler önüne serer. Akıl sahiplerini düşünceye davet eder. Tefekküre sevk eder. Gerçekten haşir akidesi öyle kuvvetli ve sağlam bir hakikattir ki, kâinatta akıl, hikmet ve ibret sahibi hiçbir kimse, ikinci dirilişi inkâr edemez. Çünkü haşri inkâr etmek, bütün isimlere sebeo olan güzellikleri inkâr etmek, bütün peygamberlerin haberlerini yalanlamak ve bütün semavi kitapların ebedi hayat hakkındaki hükümlerini inkâr etmek manasını taşır. Zerre kadar aklı olan bu en doğru haberlere, bu muhteşem hakikatlere karşı çıkamaz.
    Bu makamda bir soru akla gelebilir: “Bu hakikatlere karşı çıkanlar olmaz mı?”
Aslında, akıl sahipleri, nefsini kontrol edenler, ibretle bakanlar, hikmetle süzenler, hayatını sorguya çekenler bu hakikatlere karşı çıkamazlar.
Ama, insan bu.. Gurur ve enaniyet taşıyor. Azgın, lakayt ve laubali.. İşte bu tipler  kural dışı olanlar... Kur’an bakın onları nasıl tasvir ediyor:
“”Aslandan korkup kaçan ürkmüş yaban eşekleri gibi (Kur’andaki) öğütten yüz çevirip kaçıyorlar? (Müddessir-50)”.
Kısaca, Kur’ an’ın açıklayışıhak ve hakikattir. Kur’an en doğru rehber, en hakiki mürşiddir.  
“Evet, söz O’dur. Ve O’na derler. Hak olup, Hak’tan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nurâni hikmeti yayan O’dur.”
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.