ustilanlar
23 Eylül 2018 Pazar
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Toplumda Birlikte Yaşamanın Önemi - 2
MUSTAFA DAMLARKAYA

Toplumda Birlikte Yaşamanın Önemi - 2

10.09.2018 09:24 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Kur’ân-ı Kerim’de ibadetlerin gayesinin,insanın ahlâken olgunluğa ermesine bağlanmış tır. Namaz ,oruç, hac, zekât gibi, belirli usullere uyularak hem belirli zamanlarda hem de belirli mekanlarda yapılan, belirlenmiş ibadetlerin temel gayelerinden biri de hiç şüphesiz ki inanan insanları kötülük ve haramlardan alıkoyarak onların ahlâkını güzelleştirmeye çalışmaktır.
Öte yandan, hiçbir zaman, ahlâkı dinden ayrı göremeyiz. Çünkü ahlâkî davranış, dinin bir gereğidir. Bugün birileri ahlâka aykırı bir davranışı ayıp dine aykırı bir davranışı da günah olarak nitelemektedirler.Halbuki dine aykırı olmayan bir davranış mubâh (işlenmesinde sevap ve günah olmayan şeyler,su içmek yemek yemek gibi), dolayısıyla mubâh bir  davranışı, ahlâk dışı diyemeyiz. Yalnızca dine aykırı davranışlar ve eylemler ahlâkî bir problemdir ve mesele olan bu davranış ayıp ve günahtır.
    Bundan dolayı, Müslümanların barış içinde yaşamaları İslâmî bir görevdir. Bu yüzdendir ki ilâhî dinimiz İslâm, Müslümanların barış içinde yaşamalarını, dargın olanları barıştırmala rını ve hasımların aralarını düzeltmelerini emreder. 
     “Ey iman edenler !.. Hepiniz topluca barışa girin. (Bakara- 208)“ ve “Aranızı düzeltin (Enfâl-1)“ buyuran yüce Rabbimiz, bu ayetlerle hep barışı teşvik etmektedir. Çünkü barış esastır ve barış; Allah (C.C.) ve Peygamber (S.A.V.) ve akl-ı selim sahibi her insanın istediği bir şeydir. Çünkü barış ortamı hem insanlığın hem de âlemin varoluş gayesine daha uygundur.
Zaten dinimizde kardeş olmanın gereği vardır ve mü’minlerin barış içerisinde olmaları gerekmektedir. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de mü’minlerin barış içerisinde olmaları gerektiğini “Ey mü’minler!.. Birbirinizle ilgiyi kesmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin,birbirinize kin tutmayın, birbirinize hased etmeyin. Ey Allah’ın kulları!.. Kardeş olun. Bir Müslüman’ın üç günden fazla kardeşine dargın durup onu terk etmesi helâl olmaz” buyurarak “mü’minler ancak kardeştirler. Öyle ise kardeşlerinizin arasını düzeltin (barışı sağlayın) Hucurat-10” ayetini defalarca tekrarlamışlardır.
Ama gel gör ki gerek İslâm ülkeleri gerekse Müslümanlar, sanki bu ayetler onlara inmemiş, bu hadisler onlara söylenmemiş gibi, hareket etmektedirler. Müslümanlar birbirlerine düşmandırlar. Birbirlerine sırt çevirmiş, birbirlerinin canlarını alıp kanlarını içmektedirler. Hele ülkemizde ve yakınlarımızda, bunu çok daha iyi görmekteyiz. İnsanlar ya siyaset ya riyâset ya makam mevki ya da zenginliklerinden dolayı yakın akrabalarla ilgiyi kesip birbirlerine kin tutmaktadırlar. Akrabalar, kardeşler, bacılar birbirlerine gidip gelmemek tedirler. Allah’ın ve Resulunün dediklerini değil, şeytanın dediklerini yaparak şeytanlaşmışlar dır. Kimsenin, kimsenin durumundan haberi yoktur. Ne acı bir durumdur bu !..
      Halbuki mü’minlerin barış ,güven, huzur içerisinde yaşayabilmeleri için, karşılıklı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir. Gerek söz ve davranışlarında gerekse Kur’ân’ın bizlere bahsettiği, Kur’ân ahlâkına uymaları gerekir. Tabii ki Müslümanların bunu önce, aile içerisinde yerine getirmeleri gerekir. Eğer Müslümanlar bunu yerine getirerek ailenin huzur, barış, güven ve ahlâklı olmasını sağlarlarsa toplum ve millet de böyle olur.
Aile hayatında erkeğin görev ve sorumlulukları vardır. Kadının görev ve sorumlulukları vardır. Erkek va kadını ortak görevleri vardır. Çocuklara karşı görevleri vardır. Çocukların da anne ve babaya karşı görevleri vardır. Bu karşılıklı görevler eksiksiz yapılırsa mutlu, huzurlu, müreffeh bir aile, dolayısıyla toplum ve millet oluşur. Ne yazık ki bugün, bundan mahrum aileler ve topluma sahibiz. Ne olacak bizim bu halimiz acaba? !..
Bu düsturlar ailede olduğu gibi, iş hayatında da olmalıdır. İşçi ve işveren, amir ve memur bir arada çalışma hayatında yaşadıkları için; işveren işçinin emeğini sömürmemeli, hakkını yememeli, baskı yapmamalı ve emeğinin karşılığını zamanında ve günün şartlarını dikkate alarak bir ücret vererek ödemelidir. Acaba bugün bu ülkede, asgari ücretle çalışanın canını, çıkarasıya çalıştıranlar, bunun vebalinden nasıl kurtulacaklar? Devlet asgari ücreti böyle belirledi diye, günün şartlarına göre, acaba vicdan, bunu bu şekliyle neden kabul etsin ki? Bu mübarek dinin temelinde “mü’min kendisi için sevip arzu ettiğini, mü’min kardeşi için de istemezse gerçek bir mü’min sayılmaz.” düsturu vardır. “İşçinin emeğinin karşılığını, alnının teri kurumadan ödeyiniz” Hadis’ine kimler ne kadar uymaktadırlar?
Bunun içindir ki dinimiz, yalnızca Müslümanlar için değil, gayr-i Müslimlere karşı da Müslümanlar, eylem ve davranışlarıyla doğruluk, dürüstlük ve Kur’ân ahlâkı ile örnek olmalılar (Hac-78).
Bir toplumun huzur, güven ve barış içerisinde yaşayabilmesi için, hakların bilinmesi ve bu haklara  riayet edilmesi gerekmektedir.. Müslümanlar içinse bu hakların temel kaynağı, Kur’ân-ı Kerim ve sünnettir. Müslümanlar hem birbirlerinin hem de inancı ne olursa olsun gayr-i Müslimlerin haklarına karşı saygılı olmalıdırlar. Bunlar temel haklardır. 
Bu temel haklar da; yaşama, çalışma, mülk edinme, eğitim ve öğretim, bilgi edinme, düşünceyi ifade etme özgürlüğü, ibadet etme, seyahat etme, konut edindirme, konut dokunuzmazlığı, aile kurma, adil yargılanma, kişilik hakları vb. haklardır ki bu haklara her Müslüman ve insanın saygı göstermesi gerekir. Bu hakların engellenmesi suçtur ve büyük günahtır.
Hülasa-yı kelâm, geçmişte olduğu gibi, bugün de Müslümanlar, farklı din ve etnik kökene sahip insanlarla yaşamaktadırlar. Bundan dolayıdır ki birlikte yaşamanın, bizlere getirdiği bir takım görev ve sorumluluklar vardır. Müslümanların buna dikkat ve riayet etmeleri, bu haklara saygılı olmaları ve ahlâkî kurallar içerisinde bu sosyal ilişkilerini sürdürmeleri gerekir. Bu, dinimizin bize yüklediği bir sorumluluktur. Bu bizim ahlâkî ve hukukî bir görevimizdir.
Gönlümüzün sultanı, başımızın tacı, kâinatın Efendisi, Sevgili Peygamberimiz, Hz. Muhammed (S.A.V.) “Zulümden sakınınız. Çünkü zulüm, kıyâmet gününde karanlıktadır.
İnsanlara güzel ahlâk ile muamele et.” buyurarak bizlere güzel ahlâklı olmamızı tavsiye etmektedir. Ne mutlu, güzel ahlâk sahibi olanlara.
Selam ve saygılarımla…     

Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.