17 Ocak 2018 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > Mehmet Şener > Reyhani'yi anarken Kudüs'ü düşünmek...
Mehmet Şener

Reyhani'yi anarken Kudüs'ü düşünmek...

12.12.2017 11:49 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Mehmet Şener
ÇIRAK ARANIYOR

Elim sanata düşer usta
Dilim küfre, yüreğim acıya
Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta?

Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta?

Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta?

Bu dizelerin şairi, Erzurumlu bir hemşehrimizdir. 
Şair Refik Durbaş... 
O da her ehli vicdan gibi haksızlık karşısında vicdanının sesini haykıran bir insan... Yani iklimi sert bu toprakların çocuklarından biraz Nef'i'dir, bi hayli Ziya Paşa'dır, Emrah'tır da aynı zamanda, ama aslında tam olarak Reyhani'dir.
Bu toprakların hakiki ozanları, bu toprakların hicranını kaleme almış ve bu toprakların sevdasını yazmıştır.
Bir de müteşairlerimiz vardır ki, Allah ocağımızdan bucağımızdan ırak kılsın onları... Hepsi birer hacı yatmazdır, eyyamcıdır ve üç para karşılığında en iğrenç bir adama dahi medhüsena dizecek kadar şiir kaçkınlarıdır.
Oysa öz geçmişi içerisinde Erzurum Valiliği görevi de yer alan şair Mehmet Emin Yurdakul ne diyor:
"Şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir"
Anadolu'nun çatısı bu şehrin toprakları mana planında çorak olduğundan buyana, etraf; kendisine üç beden büyük ceketleri giyip dolaşan palyaço kılıklı adamlardan geçilmez oldu.
"Sür arabayı Erzincan il sınırına nasılsa riyakârlıkta menzil yoktur" diyen bir milli vicdandan, arabaya hudut tanımayan ve aymazlıkta her türlü kırmızı çizgiyi silip süpüren adamların zelil dünyalarına geldik.
Haykırdık, avazımızı çıktığı kadar bağırdık. 
Yine de kimse duymadı sesimizi, kimse bu şehri saran ateşe bir tas da olsa su alıp koşmadı.
Biz söyledik, biz dinledik...
Öyle bir an geldi ki "kundakçı tulumbacılar"ı bile arar olduk, ama onlar dahi yoktu ortalıkta...
İlkelerimiz, izzetini servetine tercih eden kimi haramzade tüccarların ucuz çıkarlarına feda olurken hep birlikte oturup izledik, hatta alkış dahi tuttuk!
Kendi ocağına sahip çıkamayan bir irade nasıl Kudüs'ü kafir istilası ve işgalinden koruyacak?
Ah Kudüs, ah... Ne kanlar aktı senin uğruna, ne cenkler verildi bir taşın için...
Bugün içerisi altınlarla kaplanmış uçaklarıyla şeytanın dahi aklına gelmeyecek keyif süren o pislikler yok mu o pislikler, onlar senin çektiğin acıyı hiç bir zaman anlamayacak. Çünkü onlar, şu rezil hayatları boyunca uşak olmaktan, esir düşmekten ve en kötüsü de onurlarını kaybetmekten fırsat bulup da alem-i İslam'ın çektiği acıyı anlayamadılar.
Onlar bilmiyor; oysa, biz öldükçe çoğalan bir neslin soyuyuz. Cahit Sıtkı'ya göre artık bütün mevsimler sonbahardır:
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?

Daha biz ölmedik, biz ki en müşkül anlarda bile bir çıkış yolu bulmuş bir milletiz.
Bugün Kudüs, egemenlerin belirledikleri yol haritasına göre "Yahudileşmiş" olabilir, ama bu, asla ve asla o haritanın bir paçavra olduğu gerçeğini değiştirmez.
İsrail ve Amerika aleyhine slogan atıp ardından da onların ürettiği ürünlere "kutsal" muamelesi yapmak nasıl bir haldir anlayamıyorum.
Zahir tezeğe mübarek deyip, öküzün gözüne sövmek bu olsa gerek!
Şairleri anmak demek, müteşairlere ulufe dağıtmak olsaydı eğer en çok o şairler ayağa kalkar ve tüm kâğıttan kaplanlarımızı yerle bir ederdi.
Bazıları bu meseleyi anlamadı galiba...
Halbuki mağlup aşık Cemal Süreyya ne güzel özetliyor tüm olup bitenleri:
"Köpek, diliyle içer suyu
Kurt, soluğuyla..."
Düşünün ki...
Padişahın sarayında bir eli yağda bir eli balda yaşayıp gitmek dururken, vezirlere dair eleştiriler yazan Nef'i neye itiraz ediyorduysa, valilik makamındaki devlet adamı Ziya Paşa da aynı dertten sancılıydı. Çünkü bu topraklar, ortalama elli yılda bir işgal görmüş ezilmiş bir milletin yurduydu. Bu yüzdendir ki, bu topraklar, iki tane methiye yazsa devlet sanatçısı olabilecekken bunu reddeden Reyhani'nin ocağıdır. Yani haksızlık karşısında susmanın dilsiz şeytandan farklı olunmayacağını bilen ozanların vatanı...
Erzurum, bugün sırf temsil noktasında yaşadığı zafiyet yüzünden tıpkı kanatları kırılmış bir turna kuşu gibidir...
Hangi yana uçarsa uçsun, her taraf tuzak, her taraf kalleşlikle dolu ve her taraf damardaki kanı donduran soğuk kadar öldürücü...
Bu şehirde uzun zamandan beri hakikati haykıran ehli vicdan çıkmadı.
Çünkü:  hakikat ateşten bir kor dişi kaplandan daha vahşi..
Ne Hüseyin Avni Ulaş'larımız ne de Süleyman Necati'lerimiz var.
En kötüsü de, bugün artık şairlerimiz de yok...
Bugün bir yetkiliye "şehir elden gidiyor, eğer müdahale etmeseniz, bütün bir şehir üçkâğıtçıların oyuncağı olacak" deseniz, o yetkili size istiskalle bakar ve anında içten içe ''acaba bu konuda Beyefendi ne der?" diye kendi kendine sorar!
Allah'ın hatırı tüm hatırların üstündedir, deseniz hiç tereddüt etmeden, başka hatırdan yana tavır alan o ucuz, kokuşmuş, pespaye ve emir erlerine bile rahmet okutan basit adamlar çıkar karşınıza...
Dün bu şehirde Reyhani'yi anma programı düzenlendi.
Kötü bi şey yapıldı demiyorum. Lakin; Reyhani'yi anlamadan Reyhani'yi anmanın bir kıymet-i harbiyesi yoktur.
Çünkü Reyhani, madden en zayıf olduğu bir dönemde bile madden en güçlü olanlara karşı boyun eğmemiş ve egemenlere karşı şakşakçılık yapmamış bir ozandır.
Uçaklarındaki klozetleri dahi altından olan haramzadelerin hiç bir zaman İslam diye bir dertleri olmadı ki Kudüs diye de bir hasretleri olsun...
Kudüs bizim hicranımızdır. Zira İslam'ın yeryüzündeki tek dertlisi biz Türkleriz... 
Şairleri anarken evlatlarının ne istediklerine değil, onların ne söylediklerine bakmak zorundayız.

Alemde bahtiyar insan olurdum
Keşfedip kusurum gören olursa
Umut var ki aradığım bulurdum
Bir kez doğru yol gösteren olsaydı
Belki bir er idim erlik çağımda
En yakın sevdiğim en uzağımda
Her bir çiçek bulunurdu bağımda
Zamanı geçmeden deren olsaydı
Katılsaydım bir kâmilin yanına
Götürseydi beni şah divanına
Katsaydılar bir kâmilin önüne
Hayvan mı insan mı soran olsaydı
Reyhani der dosttan bekle yardımı
Bilmem tabip saracak mı sardı mı
Ben söylesem o dinlese derdimi
Doğru söz söyleyen yaran olsaydı

reklam
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.