ustilanlar
10 Aralık 2019 Salı
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Osmanlıdan Cumhuriyete, İslâm Âlimleri -4
MUSTAFA DAMLARKAYA

Osmanlıdan Cumhuriyete, İslâm Âlimleri -4

11.11.2019 00:17 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Hasan Basri Çantay “Bugün nüfusu yüz milyonlara ulaşan bütün İslâm âlemi, Kur’ân’ımızı aynı harflerle okuyorlar. İslâm beynelmileliyetinin ana vahdet merkezi Kur’ân’dır.
O, alemle münasebetlerimizi takviye ve te’sis etmeye çalışırken yok yere şüphe ve endişe uyandırabilecek hareketler de bulunmak doğru değildir. Bugün her zamandan ziyade birliğe muhtacız. İçeride de dışarıda da...”. Hasan Basri Çantay Hasan Basri Çantay, kendisini çok iyi
yetiştirmiş büyük bir din alimimizdir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında, ülkemizde büyük bir ümütsizlik hakim iken, O, Balıkesir’de çıkardığı ‘Ses’ gazetesi ile ülkemiz insanına ümit vermek için her şeyi göze alarak çok güzel yazılar yazıyor, halka büyük bir moral veriyordu. Fırsat buldukça vatandaşlarımızı milli harekete çağırıyordu.
Yazdığı bu yazılarla artık halk, silahlı mücadeleden başka çare olmadığı fikrine geliyordu.
İngilizler, çıkardığı Ses gazetesi sebebiyle, O’nun tevkif edilmesi emrini çıkardılar.
O, buna karşı gelerek Balıkesir’in köylerinde büyük çileler, yokluklar ve acılar içerisinde dokuz ay on günlük bir kaçaklık devresi yaşadı.
Bu süre içerisinde her yeri dolaşarak Milli Mücadelenin başlaması ve halkın silahlanması konusunda çok mühim çalışmalar yaptı.
Hasan Basri Bey, gittiği her yerde konuşmasını şu cümlelerle bitiriyordu:
“Vatan ve din ayrılmaz bir bütündür. Vatan giderse din gider, din giderse vatan gider.” O, yazdığı yazılarda ve yaptığı faaliyetlerde, İngiliz ve Yunan kudurmuş köpeklerine her zaman meydan okuyordu.
Bundan bir an bile geri durmuyordu. Vatan sevgisi onun için her şeyin üstünde idi.
Yazdığı bazı yazılarında, geleneğinden, inancından sapan,ahlakî zaafa düşen Müslüman Türk’ü suçlar ve uyandırmaya çalışarak şöyle derdi: “Fakat biz peşin söyleyelim ki felaketimizi doğuran sebep, ahlaksızlığımızdır.
Bizi can evimizden vuran düşman ne İngiliz ne Fransız ne Moskof ne de Alman’dır. Kendimiz,
kendimiz, kendi ahlaksızlığımızdır”.
Hep çektiğim kendi ceza-yı amelimdir
“Evet biz kendi güzel ahlakımızı bozarak hep kendi ihtirac ve menfaatlerimizin peşinden koşmaya başladık, milli fedakârlıkları bıraktık, gözlerimizi memlekette kalan bir avuç servete diktik, kursaklarımızı haram lokmalarla, kasalarımızı sarı ve kağıt paralarla doldurduk.
Kocası hudut boyunca canla başla cenk eden ailenin namusunu, malını, hayatını alçakça mahvettik.
Bu ailenin yiğit kocası herbedemez, vatan borcunu ödeyemez, ölmek isteyemezdi.
Felaketlerden ibret almayan milletler batar. Bundan sonra aklımızı başımıza alarak saydığım yanlış yollardan ayrılmazsak Allah göstermesin, bizim de batmamız haktır ve gerçektir. Ben
maddi düşmandan ziyade manevi düşmandan korkarım. Manevi düşmanımız ahlaksızlığımızdır. Binaenaleyh adam olmak istiyorsak her şeyden evvel ahlakımıza bir salah vermeliyiz.” diyordu.
Hasan Basri Bey, Ankara’da iken, Mehmet Akif’le tanışmış ve onu hiç yalnız bırakmamıştır.
Akif’le yıllar süren çok büyük bir dostluğu olmuştur. Akif’in vefatı üzerine “Âkifnâme” adıyla, değerli bir eser yazmıştır.
Akif, ona çok yakın ve samimi davranırdı. Ancak, Hasan Basri Çantay’ın, Akif’le dostluğunun en güzel ve mübarek neticesi, İstiklâl Marşı’mızdır.
Akif’in bu konudaki çekindiği sebepleri ortadan kaldırarak bu marşın yazılmasında en büyük âmil olmuştur. Aksi halde, içinde para mükafatı olan marş yarışmasına Akif’i razı edecek başka birini bulmak adeta imkansızdı.
Zamanın Maarif Bakanı Tanrıöver, Hasan Basri Çantay’a, Âkif’e de bir marş yazmasını söyler. O da “Akif, içinde para olan böyle bir yarışmaya girmiyor.” der.
Tanrıöver de ”Pekâlâ, o zaman siz de müsabakanın haricinde bir şiir yazmasını temin edin” der. Hasan Bey de Akif’e, “Gayet tabii yazmalısın. Memleketi bu müessir telkin ve tehyiç vasıtasından mahrum bırakmamalısın” der.
İşte böylece, cennet-mekân Mehmet Akif’imiz, sürenin dolmasına 48 saat kala İstiklâl Marşı’mızı yazarak aziz milletimize hediye etmiştir. Mekanı cennet olsun. Âmin, Âmin !..
Hasan Basri Çantay’ın bu mükemmel çalışmaları yanında, milletimize armağan ettiği en önemli çalışması hiç şüphesiz, 3 ciltlik Kur’ân Tercümesidir.
“Kur’ân-ı Kerim ve Meal-i Kerim” sahasında bir çığır açtı. 17. baskıya ulaşan bu değerli eser, büyük ve dikkatli emeklerin mahsulü olduğu için “en güvenilir ve en kullanışlı” Kur’ân mealidir. Bu tercümesini, bir çok açıklayıcı parantez ve dipnotlarıyla zenginleştirmiş ve bir yanlış anlamaya yol açmamak için, büyük bir titizlik göstermiştir. Bu eser, İslâm Âlemi’ne büyük bir hizmettir.
Hasan Basri Bey, üstadı Akif gibi, Kur’ân’ın kaynağına bağlı yaşayarak Akif gibi o da paradan ve puldan uzak kalmıştır, Yazılarından hiçbir zaman te’lif ücreti almamış, Balıkesir’de kendi adına yapılan camiye harcamıştır. Fakir çocukları tahsile sevk etmiş, Bu konuda o mütevazi bütçesini dahi zorlamıştır.
Vefat ettiği zaman cenaze masraflarını karşılayacak parası dahi çıkmamıştır.
Eşinin biriktirdiği mütevazi para ile cenazesi kaldırılmıştır.
Hasan Basri Çantay, vatanını çok seven, büyük bir vatanperver ve büyük bir İslâm alimi idi. Ülkemizin o sıkıntılı günlerinde, yaptığı büyük fedakârlıklar ve çalışmalar takdire şayandır. Rabbim, gani gani rahmet etsin. Âmin, Âmin !..
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.