ustilanlar
22 Kasım 2019 Cuma
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Osmanlıdan Cumhuriyete, İslâm Âlimleri -3
MUSTAFA DAMLARKAYA

Osmanlıdan Cumhuriyete, İslâm Âlimleri -3

04.11.2019 01:28 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Alasonyalı Hacı Cemal Öğüt “Şark âlemi, Batı Medeniyeti’ni hazmetmek mecburiyetindedir.
Bizim dinimize, mukaddesatımıza, ahlakımıza mani olmayan her şey bizim için mübahtır.
Türk milletinin medeniyetlere erişmesi için, müsbet ilim yolunda, gece, gündüz
çalışması lazım.” Hacı Cemal Öğüt.
Ona göre “ilmin sonu yoktu” ve insan bütün hayatı boyunca, öğrenmeli ve öğretmeliydi. Gerçekten de şimdi, vasiyeti icabı, İstanbul İlahiyat Fakültesi’ne verilmiş bulunan, 6000 ciltlik kütüphanesine, bir ömür boyu, onun göz nuru dökülmüştür.
Görevini büyük bir aşkla yaparak canlı bir İstanbul merkez vaizi olarak yaşamıştır. Yapısı, karakteri ve hizmet anlayışı olarak tek başına bir müessese gibi faaliyet göstererek hitap ettiği cemaatin seviyesine inip halkla bütünleşmeyi ve gönüllere girmeyi başarmıştır.
Cemal Hoca Efendi’nin, engin bir vatan sevgisi vardı. Bu vatan sevgisi, asıl etkisini, İstanbul’un işgali sırasında göstermiştir. İşgalin ilk günlerinden itibaren,
İstanbul’da kurulan Milli Müdafaa Grubu’nun çalışmalarına devamlı katılmış, alınan kararlarda söz sahibi olmuştur.
Bu teşkilat Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütlerinden biridir. Hoca Efendi, Beşiktaş ve civarındaki yakın arkadaşlarını toplayarak çok verimli çalışmalar yapmıştır.
Zafer kazanıldıktan sonra, Cemal Hoca Efendiye, İstanbul mebusluğu teklif edilir, fakat Hoca bunu kabul etmez ve “ben vatanım için çalıştım, vazife istemem” der.
Bütün dini eğitim ve öğretim müesseselerinin kapalı olduğu o dönemlerde, Cemal Hoca, meydana getirilen boşluğu, kendi öz gayretleriyle, bir tarafından doldurmaya
çalışarak evini bir mektep haline getirmiştir.Ders verdiği kapının arkasına kalın direkler koyup kapatarak her hangi bir baskına karşı tedbir alır talebelerini öylece okuturdu.
Çok yönlü bir hayatı olan Hoca Efendi, astronomiye merak salmış “Kur’ân-ı Azimüşşan’a Göre Maddi ve Manevi Feza Âlemleri” adlı eserini yazmıştır. Bu eser, 20.yy. en büyük keşif ve hamlelerinden biri olarak feza davasını ele almakta ve bu konuda, Kur’ân’ın 14. asır evvel açtığı yolu ve sırları göstermiştir.
Her şeyden evvel, insan gözü, Allah buyruğunun birçok noktasında, yerle beraber göğe çekiliyor. Kur’ân’da sema kelimesi 119 yerde, semavat şeklinde çoğul olarak da 135 yerde karşımızdadır.
Hoca Efendi, En’am suresinin 38. ayetinin, yerde ve gökteki canlı mahlukların,
insanlar gibi, Allah’ı anmaya me’mur ümmetler ve milletler teşkil ettiğini
bildirmekle de hudutsuz kâinat içinde, sayısız yaratıkların olduğunu ve fezaya yol açılacağını, 1300 yıl önce Kur’ân’ın haber verdiğini, haber verir.
“Şu halde insan, yalnız yere mahsus olarak yaratılmış bir mahluk değildir. O,
yer kadar göklerden de faydalanmaya mezundur. Fakat, bunun için insanlar, her şeyden evvel, kendi ruhlarına semavilik hislerini duyurmalı ve Allah’ı tanımalıdırlar.
Yarın yerdeki nimetler tükenecek ve biz aç kalacağız diye ağlar dururlar.” der. Bu son misal gerçekten pek mühim ve asrımızın iktisadi faciasına yüzde yüz uygundur.
Şura suresinin 29. ayetindeki “canlı mahluk” manasına gelen “dabbe” kelimesini,
meşhur, İbn-i Kesir, meleklere, nice mahluklara kadar şümullendirerek gökleri bütün sekineye (sakinlere) malik, hudutsuz bir sırlar alemi diye gösterir, der.
Bütün bu engin özelliklerinin yanında çocukları çok sever onlarla çok ilgilenirdi. Ağlayan bir çocuk gördü mü onunla ilgilenir, onu avutuncaya kadar beklerdi. Kızıyla, maaşından artan parayla çocuk ayakkabı ve giysileri alır, kenar mahalle çocuklarına verir, onlar eve sevinçle koşarken “haydi kızım, kimse görmeden kaçalım” derdi.
Kiraya verdikleri küçücük bir evin kiracıları ve komşuları sık sık evlerine gelirdi. Bir kere kızının, kiracıları, komşulara tanıtırken “bizim kiracılar” dediğini duyup kızına “Kızım hiç öyle denir mi? Misafirlerimiz demeliydin. Çünkü, kiracı sözünde, gurur ve enaniyet vardır, böyle dersen onları mahcup etmiş olursun. Allah, bu nimeti bize, başkalarına üstünlük taslamak için değil, olsa olsa, nimete şükretmek için verdi” diyerek büyük bir nezaket ve efendilik örneği göstermiştir.
Cemal Öğüt Hoca Efendi, gayet ileri görüşlü ve kültürlü bir zattı. Zaman zaman gazete ve dergilerde, aktüel ve dini konularda mülakatlar yapardı. Bir keresinde kendisine:
-İçtihat kapısı kapalı mıdır? sorusuna “içtihat kapısı kapanmaz. Kapanırsa İslâm alemine cehalet hakim olur, ahlaksızlıklar baş gösterir, bütün cemiyet kötü bir gidişe yönelmiş olur ve dolayısıyla de İslâm hedeften ayrılmış olur.” diye, cevap vermiştir.
Komünizmi, islah edilmiş haraya benzetir “bu illetin Türkiye’mize yerleşeceğini
görmektense ölmeyi tercih ederim” derdi. Mehmetçiğin, Kore zaferine büyük önem vermiş, Süleymaniye Camii’nde, bir Kadir gecesi, sabaha kadar, büyük bir
heyecanla vaaz etmiştir. Komünist saldırganları “Ye’cüc ve Me’cüc” meselesi olarak ele almıştır.
Alasonyalı Hacı Cemal Öğüt Hocamıza, Rabbim, gani gani rahmet etsin.
Âmin,Âmin!..
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.