ustilanlar
12 Kasım 2019 Salı
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Osmanlıdan Cumhuriyete, İslâm Âlimleri -2
MUSTAFA DAMLARKAYA

Osmanlıdan Cumhuriyete, İslâm Âlimleri -2

20.10.2019 22:43 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Ömer Nasuhi Bilmen Hayatı boyunca, her gün, daima bir cüz Kur’ân okur, ayetlerin manasına göre, bazen heyecanla titrer, göz yaşı dökerdi,
Onu yakından tanıyanlar, Kur’ân’a aşık olduğunu ve onunla ilgili her meselede heyecanların en büyüğünü yaşadığını hemen anlarlardı.
Genç yaşında başlayan bu kitap sevgisi, ömrünün sonuna kadar devam etti. Bu sebeple de arkasında çok zengin bir kütüphane ve bunlardan yararlanarak yazdığı 30 cilde yakın değerli eser bıraktı.
Ömer Hasuhi Efendi'nin en büyük vasfı öğrenmek ve öğretmek oldu. Tirajı üç milyonu aşan ciltlerle eser vererek bütün Türk milletinin hocası oldu. 60 yıl süren hocalığı sırasında
öğrencilerine çok müsamahalı davranmış, bu sebeple çalıştığı mekteplerde adı “Şeker Muallim”e çıkmıştı.
Öğretmenlikteki başarısını, talebelerini öz evlatları kadar sevmesine ve konuları,onların seviyesine indirerek kısa ve özlü anlatmasına bağlardı.
Arapça ve Farsça’nın yanı sıra, Fransızca’yı da iyi derecede bilirdi.
1926’da İstanbul Müftü Yardımcılığına, 1943 yılında da İstanbul Müftülüğüne getirilmiş, 1960 yılında da beşinci Diyanet İşleri Başkanı olarak görev yapıp 1961 yılının Nisan ayında
da emekliye ayrılmıştır. Uzun memuriyet hayatı boyunca, iki aylık hac izni dışında bir gün bile izin kullanmamıştır.
1971 yılında vefat ettiği zaman, Fatih Camii’nde eşi, emsali görülmemiş bir cenaze merasimine
şahit olunmuştur.
Ömer Nasuhi Bilmen, İstanbul Müftü Yardımcılığı görevinde iken, dine ağır ve alışılmamış baskılar yapılmış, tek parti hegemonyasının bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü yıllara isabet etmiştir. Bundan dolayıdır ki hayatı boyunca siyasetten uzak kalmayı tercih etmiştir.Din adamının işi, “Vatan ve milletin hayrına dua etmek ve siyasetten uzak kalmaktır” demiş.
İstanbul Müftü Yardımcılığı görevinde iken, İlahiyat Fakültesi Profesörler Kurulu’nun neşrettiği beyanname, tamamen dinde reform özentisiydi. Şöyleki “İbadet şeklinde:
Mabetlerde sıralar, elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabılarla mabetlere girilmesi tercih edilmelidir, deniyordu. İbadet dilinde; İbadet dili Türkçe olmalıdır. Ayetlerin, duaların,
hutbelerrin Türkçe şekilleri ve istimâl edilmelidir. Ayrıca mabetlerde musiki aletlerin kabulü dahi lazım gelir. Mabetlerde ilahi mahiyetinde asri ve enstrümental musikiye kat’i ihtiyaç
vardır…” deniliyordu. Bu durum o zamanki din hizmetlerinin durumunu çok acı ve açık ifade ediyordu.
Her gün eve yeni bir yanlış icraata alet edildiği düşüncesiyle, müthiş bir vicdan azabı ile hasta bir şekilde gelirdi.
Ev halkı durumunu sorduğunda da “felaket, fecâat” diyerek üzüntüsünü “Bugün bir mahalle bekçisini, Süleymaniye Camii’ne imam yaptım” diyerek ifade etmiştir. Sorulan soruya da “Ne yapayım Hanım!.. Koskoca camii imamsız mı bırakayım? Adam, epeydir gidip geliyordu bu vazife için. Baktım inançlı biri, ehh, namaz surelerine de ağzı bir parça yatıyor..”
Ömer Nasuhi Bilmen, bu derin sessizlik döneminde de boş durmamış, sahasında hâlâ aşılamamış bir ilim abidesi olan, Mecelle’ye ait kaideleri de ihtiva eden, altı ciltlik “Hukuk-u İslamiye ve Istılahat-ı Fıkhiyye Kamusu” çıkarmıştır. Bu şahaser; İslam Hukuku esaslarını ortaya koyarak bunların ehemmiyet ve kıymetinin, dünya hukuk alemi içinde belirtilmesi, bu ilmin inkişafı bakımından büyük bir hizmet olacaktır. İslam hukuku üzerine mukayeseli hukuk
kaide ve usulleri, hukukun ehemmiyetini ortaya koyacak diğer taraftan da birçok meseleler, cemiyetin en adil hareket kaidelerini bulmaya yardım edecektir. Ona göre, Batı’nın iyisini
almak Doğu’nun iyisini yaşatmak ve bunları milli zaruretlere göre te’lif ve terkip etmektir.
1954 yılına ilk baskısı yapılan,satış rekorları kıran,2.5 milyondan fazla satan, sahasında ilk ve önemli kaynak olan “Büyük İslâm İlmihâli”nin, Türk dini hayatında aydınlatıcı yeri çok
önemlidir.
Bu eserde, İslam Âleminin geri kalmışlığını; Müslümanların İlahi, adetlerin cereyan tarzına muhalif hareket ederek bu cihetle de ilerlemeden mahrum kalmışlardır. Sebeplere baş vurmak tevekküle mani değildir. Müslümanlık daima çalışıp çabalamayı emir ve tavsiye eder. Böyle iken, Müslümanlar, tembellik içinde yaşamaya başlamış, tevekkül ve kanaati yanlış anlamış, rahat döşeğine uzanıp yatarak meydanı düşmanlarına bırakmış.
Zühd ve takva tembelcesine yaşamak değildir. Müslümanların büyük bir kısmı da düşmanların yanlış telkinlerine kapılarak sefihçesine bir hayatın esiri olmuşlar, milletin hayrına sarfedilmesi
gereken servet ve zamanı hep sefalete harcamış, neticede cemiyet hayatı felce uğramıştır.
İslam Dini, ilim ve fenlere büyük kıymet vermiş, bağlılarının, ilim ve irfan ile bilhakkın mücehhez olmalarını emir ve tavsiye etmiştir. Ne yazık ki Müslümanlar zamanlarını ihtiyaçlarıyla uygun kılarak ilim ve marifet tahsil edememişlerdir,der, Ömer Nasuhi
Hocaefendi. Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız, o yıllarda, almış olduğu vazifeyi hakkıyla
yapan, büyük bir alimdir. Şehrimizin medâr-ı iftiharıdır. Rabbim,kendisine rahmet etsin. Âmin, Âmin!..
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.