ustilanlar
19 Eylül 2018 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Osmanlı'ya ihanetin cezası-2
MUSTAFA DAMLARKAYA

Osmanlı'ya ihanetin cezası-2

02.01.2018 00:20 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Gerek Suudi Arabistan gerek BAE gerekse diğerleri, bugün, gerçek anlamda devlet olmayı başaramamış kabile şeflikleri şeklinde kalmış birer petrol istasyonlarıdır. Onlar, bu kabile yönetiminin devam etmesini istemektedirler.
   1.Dünya Savaşı sırasında, İngilizlerden bol, çil çil altınlar alarak onlarla işbirliği yapan bazı satılık Arap kabile başları ve onlara uyan bazı Araplar, Mehmetçiği arkadan vurarak unutulamayacak kadar, büyük bir ihanet içerisine düşmüşlerdir.
   Gerek Şerif Hüseyin ve oğulları gerekse Yemen'de İdrisî ne kadar büyük bir yanılgıya düştüklerini anlamışlardı, ama iş işten çoktan geçmişti. Çünkü, Osmanlı,bir araya gelemeyecek olan bu kabile insanlarını birleştirip her türlü özgürlüklerini sağlamış, kültürlerini  ve dillerini korumuş, onları huzur içerisinde yaşatmıştı. Ama bunun kıymetini bilmeyen bu Araplar, öyle bölünmüşlerdi ki artık onları hiçbir güç birleştiremeyecekti ve onları böyle bölenler, onları küçük lokmalara ayırarak istedikleri gibi yutacaklardı. Öyle oldu.
   Şerif Hüseyin'in oğlu Kral Abdullah da feryat ederek " Eğer Arap isyanının bu şekilde sona ereceğini bilseydik hiçbir şekilde Osmanlı'ya isyana kalkışmazdık " diyordu. Şerif Hüseyin de 1931 yılında, Amman'da sürgünde iken, ölümünden birkaç gün önce, başında bekleyenlere " Osmanlı'ya kılıç çekmemeliydim. İhanetimin bedelini ödüyorum" diyerek iki gözü iki çeşme ağlamıştır. Öldüğü zaman, orada bulunan şahitler "üzerinde bir lânet ve şeâmet vardı" demişlerdir.
   Filistinli Bakan Salim Tamari de " Osmanlı Türkü'nün kıymetini bilemedik.Onlara ihanet ettik. İhanetin bedelini ödedik, ödemeye devam ediyoruz" demiştir.
   Bu öyle bir ihanetti ki İngilizlere karşı savaşan Osmanlı askerleri, din kardeşlerimiz Araplar tarafından hem hunharca öldürülmüş hem soyulmuş, " belki altın yutmuşlardır" diyerek mideleri bıçaklarla delik delik edilmiştir. Hatta Şam'da bir hastanede, Arapların bir damla su bile vermediği hasta,yaralı, esir Osmanlı askerleri, son anlarında "su, su" diyerek bir damla suya hasret ölmüşlerdir. Daha böyle niceleri…
   Bütün bunlara rağmen, şurası iyi bilinmelidir ki birkaç hain Arap emiri dışında, tüm Araplar için " Araplar bizi sırtımızdan vurdular" edebiyatı yapanlara bugün gün doğdu. İngilizlerin istediği gibi, Şerif Hüseyin'in isyanı, bir Arap isyanına dönüşmedi.Yani, birkaç hainin dışında Araplar bizi arkadan vurmadılar. Yüzbinlerce Arap, Çanakkale'de Suriye'de, Filistin'de ve Anadolu'nun çeşitli yerlerinde, Osmanlı Ordusu'nda canla-başla savaşarak hayatlarını kaybettiler.
   Arap coğrafyasında sadece Şerif Hüseyin ve Yemen'de Seyyid İdrisî isyanları vardı. Bu zamanda Bağdat, Kudüs, Şam, Beyrut ayaklanmadı. Mısır, Tunus,Cezayir ve Libya hakları da Osmanlı'ya baş kaldırmadılar. Hatta Hicaz'daki, Osmanlı Ordusu'na karşı ayaklanan isyancılara karşı savaşan Araplar olmuştur. Şerif Hüseyin ve İdrisî'nin isyanlarına "Arap İsyanı" demek ve bu isyanı bütün Araplara mal etmek doğru olmasa gerekir.
   Evet bazı küçük grup hainler dışındaki Araplar, bize yardımcı, vefalı, bizimle beraber olan
lar vardı. Bizim karşımızda olanlar ise; politikacılar, menfaat temin edenler ve yabancı politikalara alet olanlardı.Bunlar da daha sonra birer bela olarak yaşadılar ve kendilerine uyanlara da huzur göstermediler.
    Satılık BAE Bakanının attığı tivit, Türk ve Arapları karşı karşıya getiren bir provokasyondur ve utanç verici bir durumdur. Bu hainler bu halleriyle, yutmaya hazır emperyalistlerin ekmeğine yağ sürmektedirler. Bu hainler, Müslüman düşmanı, hain
Lawrence'lerin kemik sıyıran köpekleri ve onların mankurtlarıdırlar. O pis suratlarına kocaman tüh olsun.
   Ne yazık ki bugün milliyetçilik damarları halen dik duran hem Türk hem de Arap milliyet
çileri, bu isyanı unutmadılar. Kahramanlık veyahut ihanet hikayeleri olarak haddinden fazla üzerinde durdular, çeşitli kimlikler inşa ederek ve bir düşmanlık hatırası olarak bunu bu milletlerin ortak hafızasına kazarak yazdılar. Bu çok ayıp bir durumdur.
   Allah'a şükürler olsun ki bugün,Türkiye Cumhuriyeti Devleti büyük bir devlettir. Büyük devlet olarak bu hainlerin hainliklerini dikkate almamalı ve İslâm Âlemi'yle güzel ve eşit ilişkiler kurmalıdır. Bütün İslam dünyasını, Osmanlı adaletine hasret adımları da atmalıdır.
   Kaldı ki bu hain bakanın sözünü ettiği emanetler,1517 yılından başlayarak Medine'ye Osmanlı padişahları tarafından gönderilmiştir. Onlar zaten bizimdir.Şimdi ise Topkapı Sarayı müzesinde sergilenmektedir ve büyük Türk milletinin malı olmuştur.
   Bu kemik sıyıran bakan, bu emanetlerin ya Louvre'de ya da British müzesinde sergilenmesini istemektedir. Çünkü kuyruk acısı vardır.
    Muhterem Cumhurbaşkanımız bu haine cevap verirken "senin ceddin neredeydi ?" diyerek dedesi Şeyh Zaid'in, o yıllarda, Katar'da hırsızlık yaparak birçok cinayet işlediğini  ima etmiştir.
    Devlet teslim olduğu halde, Medine'yi, Hristiyanlara bırakmayı reddeden ve kahraman bir direniş sergileyen, 22 Kasım 1948 yılında rahmet-i Rahman'a kavuşan, İstanbul Rumelihisarı mezarlığında uyuyan, büyük Türk komutanı Ömer Fahrettin Türkkan Paşa dedemizi, sonsuz Peygamber sevgisinden dolayı, Medine'yi kahramanca savunan şehitlerimizi ve tüm şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Mekanları cennet, makamları Cennet-ül Adn ve Firdevs olsun. Nur içinde yatsınlar. Âmin !.. Âmin !.. Âmin !.. Allah (C.C.) rahmet etsin. Âmin !..
   Hükümetimizin bu büyük Türk kahramanı, Ömer Fahrettin Paşa'mıza bir "Anıt Mezar" yaptırmasını istiyoruz. Bu bir vefa borcudur.
   İşte Osmanlı'ya ihanet eden bir ailenin, 30 yıl içerisinde ne hale geldiğinin ibretlik hikayesi böyledir. Bu durum bugün için de geçerlidir. Herkes aklını başına aşmalıdır. Terörist Öcalan, İmralı'daki mahkemede, Batı ülkelerinin pkkyı desteklediğini itiraf etmiştir.
   Bütün bunlar göstermektedir ki emperyalist Batı, dün olduğu gibi,bugün de Kürt Kardeşlerimizi, Şerif Hüseyin gibi kullanmaktadır. Onlar Anadolu'da, kendi çıkarları için, yeni bir İsrail, yani Ermeni Devleti kurma peşindedirler. Başta Kürt Kardeşlerimiz ve ülkemizdeki bazı siyasiler ve STK'lar bu büyük resmi çok iyi görmelidirler. "Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamalıdırlar". Bu dersi çok iyi çalışmalıdırlar.

    Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.