ustilanlar
17 Temmuz 2019 Çarşamba
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Namazın Önemi!..
MUSTAFA DAMLARKAYA

Namazın Önemi!..

07.04.2019 22:49 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Namaz, Hz. Âdem’den itibaren bütün ümmetlerde farklı usullerle varlığı kabul edilen, Kur’an ve sünnette en çok konu edilen ibadet olarak yerini alır. Çok önemli bir ibadet oluşundan
dolayı namaz, fıkıh kitaplarının en geniş ve en teferruatlı bölümünü oluşturur. Vaaz ve ahlak kitaplarında namazın önemine dair, büyük vurgular vardır.
Namaz, imandan sonra en kıymetli ibadet olan, bütün ibadetlerin özünü teşkil eden, Allah’ı anmanın ve şükrün en güzel göstergesi olan, kişiyi hem ruhen hem de bedenen arındıran, Allah’a en yakın olma anını temsil eden, her gün belirli vakitlerde kılınmak sureti ile, kişinin hayatını disipline eden bir ibadettir.
Namaz ibadeti sayesinde kişi, Allah ile olan ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürür, beraber kılınması sureti ile cemaat duygusunu pekiştirir, insanları Allah’ın huzurunda bir ve beraber kılar, zekâtın malı temizlediği gibi, kişinin manevi dünyasını tezyin etmesine vesile olur. Bekil de bu sebeple namaz, zekât kelimesi ile Kur’an-ı Kerim’de çok sık kullanılır.
İlk insan, ilk peygamber Hz. Âdem’den itibaren namaz ibadetinin var olduğunu, Kur’an-ı Kerim "Onlardan sonra yerlerine; namazı zayi eden ve şehvetlerine uyan bir nesil geldi ( Meryem-59)" ayetiyle bize bildirmektedir.
Fakat mahiyeti hakkında detaylı bilgiye sahip değiliz. Farsça’dan, Türkçe’ye geçmiş olan
namaz kelimesinin aslı, Arapça salât – salli kök kelimesine dayanmaktadır. Bu kelime,
sözlükte “dua etmek, ibadet etmek, bağışlanma dilemek, yalvarmak” anlamlarına gelir
(Tevbe-103). Farsça’da da “tâzim için eğilmek, kulluk, ibadet” anlamını taşımaktadır. Süryaniler ve İbraniler, namaz ibadetini ifade etmek için sluto kelimesini kullanırlar. O da “eğilmek, rükûda bulunmak” gibi anlamlara gelmektedir.
Salât kelimesinin çoğulu salavât şeklindedir. Kur’ân-ı Kerîm’de namazı ifade etmek üzere farklı kelimeler kullanılmıştır: Zikr (Ankebut- 45), tesbîh ( Rum-17), kıyam ( Bakara-238), rükû ( Bakara-43), secde ( Bakara-125) ,iman (143) ve en çok da kullanılan salât (Bakara-
3, Mü’minun -1.2.) kelimeleridir.
Hanefiler namazı: “Belirli vakitlerde, belirli şartlarda okunan, belirli zikirlerden ve yerine getirilen özel rükünlerden ibaret bir ibadet”, Şâfiîler ve Hanbelîler: Tekbirle başlayan,
selamla biten sözlerden ve fiillerden ibaret bir ibadet, Malikiler ise: İftitah tekbiri, selamı ve secdesi bulunan fiîlî bir kurbet, Allah’a yakınlaşma olarak tanımlamışlardır.
Genel olarak ise “tekbirle başlayıp selâmla son bulan, belirli hareket ve sözlerden oluşan
bedenî ibadet” olarak terimsel açıdan ifade edilir.
İslâm’dan önceki diğer dinlerde namaz ibadeti, Kur'an-ı Kerim’e bakıldığında, Hz.Muhammed ( S.A.V.))’den önce, diğer peygamberlerin de namaz kıldığı ifade edilmektedir. Bu konuda bir çok ayet vardır.
“İşte bunlar, Âdem’in ve Nûh ile beraber (gemiye) bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim’in,
Yakub’un ve doğru yola iletip seçtiklerimizin soyundan kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. Onlardan sonra yerlerine; namazı zayi eden ve şehvetlerine uyan bir nesil geldi. (Meryem- 58,59)”. Bu ayette Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. İbrahim’den sonraki nesil kastedilmektedir. Ayet, Peygamberlerin bu ibadeti eksiksiz olarak yerine getirmeye gayret ettiğini ve başkalarına da bu şekilde yapmalarını tavsiye ettiğini, ancak O, peygamberlerden sonra gelen kişilerin namazı
ya hiç kılmadığını veya onun edasında yerine getirilmesi gereken hususlara dikkat etmediklerini dile getirmektedir.
Yine, Hz. İbrahim, hanımı Hâcer ve oğlu İsmail’i Kâbe yakınlarında bırakıp Filistin’e
dönerken, “Ey Rabbimiz ben evlatlarımdan bazısını senin mukaddes olan evinin yanında
ekinsiz bir vadiye yerleştirdim. Ta ki namazı dosdoğru kılsınlar. Artık sen insanlardan bir
kısmının gönüllerini onlara meylettir. ( İbrahim-37)" şeklindeki duası, Hz. İbrahim ve
neslinin namazına delalet eder.
"Ona (İbrahim'e) İshak'ı bahşettik. Üstüne Ya'kub'u da (ihsan ettik.) Her birini sâlih insanlar
yaptık. Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren rehberler kıldık. Kendilerine
hayırlı işler yapmayı, dosdoğru namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize kulluk eden kimselerdi. ( Enbiya-72,73)”.
Bu âyette, İbrahim, İshak, Ya’kub ( A.S.)’ın namaz kıldıklarından bahseder.
“Namazı dosdoğru kılın, zekât verin ve rükû edenlerle beraber rükû edin.(Bakara–43,Nisa-162, Maide- 12)”. Bu Ayet-i Kerime’lerde, İsrailoğulları’na hitap edilmektedir.
Onlardan Müslümanlarla beraber namaz kılıp zekât vermeleri ve Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. Burada özellikle namaz ve zekâtın birlikte zikredilmesinin sebebi ise, bunlardan ilkinin bedeni ibadetlerin, ikincisinin ise mali ibadetlerin en önemlisi olmasından ileri gelmektedir.
Devam edecek...Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.