ustilanlar
30 Mart 2020 Pazartesi
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Karagöz ve Hacivat Oyunu, Bize ne Anlatır?
MUSTAFA DAMLARKAYA

Karagöz ve Hacivat Oyunu, Bize ne Anlatır?

15.12.2019 22:01 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Kesin bir bilgi olmamakla birlikte, Hacivat ve Karagöz’ün, Orhan Gazi döneminde, Bursa Ulu Cami inşaatında çalıştıkları ve nükteli konuşmalarından dolayı diğer çalışanları etraflarına toplayarak inşaatın aksamasına neden oldukları rivayet edilir.
Bu tavırları onlara pahalıya mal olur ve padişah fermanıyla idam edilirler. Padişah
yaptığı hatayı anlar, çok pişman olur, ama iş işten geçmiştir. Söylentiye göre, Karagöz gölge oyunlarının piri kabul edilen Şeyh Küşteri, padişahı teselli etmek için Karagöz ve Hacivat tasvirlerini perdeye yansıtarak gölge oyunlarını başlatan kişidir. Bu oyunlar zamanla toplumun en önemli eğlencesi haline gelir. Özellikle eski ramazanlarda gece eğlencesi olarak yaygınlık kazanır.
Bu Oyun, sadece bir oyun değil, aynı zamanda bir nasihat kitabıdır.
Aynı zamanda Karagöz, dönemin en eğlenceli yergi vasıtası olması hasebiyle
bir anlamda, Osmanlı sosyal yapısının perdeye yansımasıdır. Kişiler, meslekler,
inançlar, giyim, kuşam son dönem Osmanlı halkının‚ gölgeleriydi. Bu açıdan
incelendiğinde karagöz oyunları, Osmanlı toplumunun gündelik hayatı hakkında
ve böyle toplumlarda bize bazı ipuçları verir. Yönetimlerde görülen birtakım
aksaklıklar hakkında bizleri bilgilendirir.
Bu Oyun,bir yandan yerleşik düşünceleri ve alışkanlıkları yıkmaya çalışırken
bir yandan da geçmişi tekrar canlandırıp insanları düşündürmeyi, eğlendirmeyi
ve güldürmeyi gaye edinir. Eserdeki iki yönlülük, tıpkı yazı ve tura gibi, ferdin
farklı yönlerini ortaya koyar. İnsanoğlunun zayıflığı, çaresizliği, acizliği, ölümün
kaçınılmazlığı, ahlâkın hiçbir şeyin ve kimsenin tekelinde olmadığı, aksine tamamen
ferdi olduğu üzerinde durulur.
Bu Oyun’da, dine bakış açısına ve dinin çıkar amaçlı kullanılmasına yönelik eleştiriler vardır. Göstermelik din değiştirmeler, bunu çıkar amaçlı yapanlar
ile bunu teşvik edenler kıyasıya eleştirilir. Bir imam karşısında insanlar kuyruğa girer ve onların kelime-i şahadet getirmeleri istenir. Bugün, şeyhlerin eteklerine sarılıp cennete gireceklerin vaat edilmesi gibi. Aslında kimse dini inancı önemsemez.
Cami malları bizzat Müslümanlar tarafından yağmalanır. Beyt-ül Mal’in yağmalandığı gibi.
Ahlâki sayılabilecek tutum sadece Karagöz ve Ayşe Hatun’un tutumudur.
Din ile ahlâk kavramlarının gerçekte birbirlerinden bağımsız şeyler olduğu vurgulanır ve ahlâk kavramının önemsendiği sezinlenir. Kadı Pervane, Nilüfer Sultan ve bazı zanaatçılar gibi yönetimde ileri gelenler bir çıkar çarkı içinde gösterilir. Konu çıkarlarını korumak olunca, bu insanlar müthiş bir dayanışma
sergilerler. Ahlâkın tamamen kişisel olduğu, din ve eğitimin, başka hiçbir şeyin tekelinde olmadığı ima edilir.
Kanunlar veya bunun gibi yaptırımlar ile ahlâkın değişmeyeceği ima edilmektedir.
Bir başka eleştiri de verilen görevi düşünmeden kabul edenlere yöneliktir.
Hacivat ve Karagöz’ün kellelerinin vurulacağı anda Hacivat infaz görevlilerine
çıkışarak şöyle der: “Katül misüz, vazifa deyu her işe atlarsuz” (s.133).
Oyunda çok sayıda siyasi eleştiri dikkat çekmektedir. Osmanlı’nın henüz yeni
kurulduğu ve imparatorluk tohumlarının atıldığı bu dönemde sultan, vezir, kadı,
zanaatçı gibi, yönetimde söz sahibi kimselerin nasıl bir çıkar çarkı kurdukları,
gerçek niyetlerini nasıl gizledikleri, bunların çıkarlarını korumak için, nasıl entrikalar kurdukları ortaya konulmaktadır.
Eleştirilen Osmanlı beyliği yönetimi olsa da aslında bahsedilenlerin, genel devlet
yönetimleri için de geçerli olduğu kanısına varılabilir.
KARAGÖZ: Kurt bile kışu bekler… Amma eşküya yaz kış vardur…Burasu
dağ başu değildür, burasu taze devlettür didin. Eşküyanun eğrü kabak kafalusu
var didi kü, biz zaten dövletüz.
HACİVAT: Ona dimedün mü dövlet gazadadur, savaşur.
KARAGÖZ: Didi kü biz dövletün bir kanaduyuz. Didin ki bir kanadü siz üsenüz
ol dövlet nah uçar. Evveli Pervane’nün yenü traşçularu sandum, eşküya kılığunda dolaşur imişler… (shf.81)
Hacivat, Pervane için “Her devrün kadusudur” (shf.75) derken Pervane gibilerin,
her dönem var olduğunu ima eder ve ikiyüzlü siyasetçiler ile manevi değerleri
çıkar amaçlı kullananları eleştirir.
Adalet dağıttıkları zannedilen kadıların, Pervane gibi “fırıldak”lar (shf.124) oldukları, tarih boyunca örnek teşkilat olarak gösterilen zanaatçıların, aslında
çıkarcı kişilerin elinde olduğu ortaya konur. Ülkeyi yönetenlerin ülkede olup
bitenlerden haberdar olmadıkları, bu yöneticilerin, çapulcuları etraflarına toplayarak
ülke yönetimine ortak ettikleri eleştirilir.
Orhan Gazi’nin kılıç kuvvetiyle sayısız yer aldığı fakat siyasetten pek anlamadığı
ima edilir. Her zaman olduğu gibi, o dönemlerde dahi rüşvet ve hortumculuğun
toplumu kanser gibi sardığı ve toplumun her dönem olduğu gibi, niteliksiz
yığınlardan oluştuğu ima edilmektedir.
Öte taraftan vezirler, kadılar mühürü alıp dilediklerini yapar, asar ve keserler. Hacivat ve Karagöz yaptıkları gösterilerde vezirlik görevi verilen, Kadı Pervane’nin
hilelerini, yalanlarını ve bazı yetkililerin, devlet malını yediklerini apaçık söylerler
ve bu durum karşısında Pervane ile bazı esnaf rahatsız olur. Bütün bunlar olurken
Orhan Gazi seyredip gülmekle yetinir ve mizahın altında yatan eleştiriyi anlayamaz.
Bu arada halk, fakirlik ve sıkıntı içinde yaşamaktadır. Pervane’nin sağ kolu olan
Çoban’ın dediği gibi: “Halkun her şeyun, donun dahi alduk. Uçlara, tekfura kaçarlar.
Traşçular Tatara yollayacak vergü alamazlar” (shf.5). Güç sahipleri yetkilerini
çıkar amaçlı kullanırlar. Pervane yaptıklarıyla ikili oynayarak işleri karıştıran
çıkarcı biridir.
Oyundaki figürler, dünyadaki insanlar gibi kendilerine verilen görevleri yapıyorlar
ve görevleri bittiği zaman çekiliyorlar, her zaman varlar, ama görünmüyorlar. Perde, dünyaya, hayata benzetilir, arkadan vuran ışık, ruh, tasvirler de insanlar anlamına gelir. Işık yandığında, yani ruh verildiğinde kuklalar, yani insanlar perdede, yani dünyada kendilerine biçilen rolleri oynarlar. Işık söndüğü zaman, yani ruh çekildiğinde ölüm gerçekleşir, hâla vardırlar ama artık görünür olmaktan ziyade, görünmez olmaya çoktan geçmişlerdir.
Karagöz, Osmanlı toplumunun ve böyle olan toplumların perdedeki gösterimidir.
Çok önemli ve anlamlı, ibretli dersler verir. Herkes payına düşeni almalıdır.
Çok düşündürücüdür!.. Liyakatli ve ehliyetli olanlar iş ve ekmek bulamazlarken,
beceriksiz, liyakatsiz ve dalkavuklar, yani bir yerlere bağlı olanlar, iş, aş, ekmek bularak rahat ederler, Özellikle gençler,liyakatli olanlar mutsuzdurlar.
İşte bu konu, Karagözde eleştirilir.
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.