ustilanlar
25 Eylül 2018 Salı
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > İş Ehline Verilmelidir
MUSTAFA DAMLARKAYA

İş Ehline Verilmelidir

09.07.2018 09:49 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Emânet; maddi ve manevi değer ve sorumlulukların hepsine birden verilen isimdir.       
Emânet, ilme emânet edilmiştir. Eğer bir toplumda ilim kalmamışsa işler ehil olmayanlara verilmişse emânet zâyi edilmiş demektir. Bunun ölçüsü de ehil olmayaların devlet, millet ve ümmetin işlerini üstlenmiş olmasıdır. Yine bu da gösterir ki işin ehil olanlara verilmemesi, cehaletin yaygınlaştığı,ilmin ortadan kalktığının neticesidir. 
Ebu Hureyre (R.A.)’den rivayet dildiğine göre ; Bir toplantıda Resulullah (S.A.V.), etrafındaki sahâbilerle birşeyler konuşurken bir bedevi geldi ve “Kıyâmet ne zaman kopacak ?” diye sordu. Orada bulununlar, Resulullah o bedeviyi duymadı ve dinlemedi diye düşündüler.Resulullah sözüne devam etti sözü bitince de “O kıyameti soran nerede” diye sordu. “Buradayım ya Resulullah” diye cevap verdi.Bunun üzerine Hazreti Peygamber
“Emânet zâyi edildi mi kıyâmeti bekle !..(Buhari, İlim-2)” buyurdular. Bedevi “Emânet nasıl zâyi olur” dedi. 
Eğer bir toplumda, iş ehil olanlara verilmemişse/verilmezse o toplumda cehaletin çok yaygın olduğunun ve ilmin ortadan kalktığının bir göstergesidir. Halbuki bir toplumda, işin aslını bilenlerin bulunduğu halde, o işin ehil olanlara verilmemesi düşünülemez. Eğer bir toplumda böyle bir uygulama yapılıyorsa orada ortalığı bir kesif cehalet kaplamışsa gerçekler ters yüz ediliyorsa işler kapanın, yani ehil olmayanların elinde kalıyorsa bu durum, o toplum için bir çeşit kıyâmet demektir. Hele hele bunu Müslümanlar için düşünecek olursak felaketin bütün boyutları, bütün sarsıcı dehşetiyle ortaya çıkar.
Böyle bir uygulamanın yapılması o toplumda düzenin altüst olmasının en temel sebebidir. Bir toplumda düzen bozulursa hak ve hukuk mefhumları,dolayısıyla adalet yok olur.Adaletin olmaması da  bir felaket olur.O toplumda bereket, feyz ve başarı olmaz verimlilik düşer.Toplum, pahalılığın karşısında perişan olur, can ve mal güvenliği kalmaz, toplum huzursuz olur. 
Bu Hadis-i Şerif’de, Hz.Peygamberimizin, öğretmen-öğrenci ilişkilerinde,usulün ne olması gerektiğini gösteren davranışı öne çıkmaktadır. Bu “iş” olarak birilerine verilen ya da birileri tarafında ortaya konulan her şeyi içine alan bir tesbittir. Devlet yönetimi ise en küçük kamu görevine kadar her türlü bilgi, belge, liyaket, tecrübe, enerji, beceri ve ehliyet ister. Bu aynı zamanda dinamik, yetişmişlik ve ağır sorumluluk gerektiren çok ciddi bir iştir.
Eğer geride cahil bir grup kalırsa bunlara gelen halkın meselelerinde, bunlar her işi kendi kişisel görüşleriyle yapar ve cevap verirlerse o zaman hem halkı saptırırlar hem de kendileri saparlar ki işte o zaman şüphesiz ki o toplum içerisinde nerede ise kıyâmete kadar çok ciddi sonuçlar meydana gelir, o toplumu kıyâmete benzer bir kargaşaya götürür.  
Bu korkunç sonucun tek sebebi de ehil olmayanların, Kitap ve Sünnet’e dayanmadan, kişisel arzu ve istekleriyle ve cahillikleriyle  hem din hem de devlet adına önderlik yapmaya kalkmalarıdır. Zira her sistemin, genel esprisi ve kıymet/değer verdiği temelleri vardır. Bunlara uyulmalı ve bu ölçülere bağlı kalınmalıdır. Aksi durumda, bir yok oluş ve çözülüş söz konusu olur. Bizim dinimizde de Kitap, Sünnet ve İcma’ gibi, temellere dayanan görüşler, övülmüş ve makbul re’y ve görüşler mevcuttur. Bunlardan uzak kalmak ise her zaman yerilmiş, kabul edilmemiştir.
Halbuki bizim dinimizde ilim demek çözüm demektir. Eğer bir toplumda ilim ayakta ve önde oluyorsa işlerde mutlaka bir kolaylık bulunur. Eğer bir toplumda çözümsüzlük ve çöküntü varsa bunun yegane sebebi, bilimsizlik ve bilgisizliktir. “Bilmediğin şeyin ardına düşme. (İsra-36)” buyuran yüce Rabbimiz, bilmediğin bir şey hakkında, kendi zannın ve re’yinle karar verme demektedir. Yine İmam Şâfîî Hazretleri de “Eğer bir konuda anlaşmazlığa düştüyseniz, Allah ve Resûlu ne buyurmuş, onu araştırın ve ona uyun” demişlerdir.
Ama bugün gelin görün ki din,ekonomi,eğitim,hukuk,yönetim konusunda, ehli olmayanların, özellikle televizyonun yaygınlaştığı bu dönemde, nasıl fetva verdiklerine veya bu konuda nasıl yazılar yazdıklarına şahit oluyoruz. Bu, bir devlet nizamında, tam bir anarşi halidir. Eğer bir toplumda, yönetin bilgili insanlardan uzak kalmış, cahiller, tayinler yaparak rey sahibi olmuş ise vay o toplumun haline !.. Yazıklar olsun o topluma !.. Kıyâmet o toplumun başına gelmiş, demektir.
Bu konu ile ilgili olarak Allah (C.C.) Hazretleri “Ey iman edenler!.. İnsanlar arasında adâlet edin ve emaneti , işi ehline (uzmanına, lâyık olana) verin. ( Nisâ-58” buyurmuştur.
Bu mübarek ayetin nüzul sebebi de Mekke fethedildiği zaman Kâbe’nin anahtarını, Hz. Ali (R.A.) Efendimiz, henüz Müslüman olmayan, ama yıllardan beri Kâbe’nin bekçilik, temizlik, bakım vb. gibi kutsal vazifeleri, yıllardan beri, babadan oğula ğeçerek devam eden Osman Bin Talha’dan alır, bu vazifeyi kendisinin yapmasını ister. Fakat bu ayet gelince Hz.Peygamber (S.A.V.), tekrar anahtarı müşrik olan Osman Bin Talha’ya teslim eder. 
Bugün Müslümanların en avamı bile, özel ve günlük bütün işlerinde “emaneti, işi ehline” vermeye özen göstermektedir. Evinin planından, yapımından, elbisesinin dikimine, en basit günlük işlerinde dahi, ehil insanları arar, yakınına, dindara, müftüye, hocaya, iş yaptırmaz ve onlara işleri teslim etmezken acaba ehil isteyen devlet işleri, neden ehil olmayanlara teslim edilir ? 
Mealini verdiğimiz bu âyet ve hadis, Hz. Peygamberin (S.A.V.), onu bu şekilde uygulaması, emaneti, işi, yakın, dindar, makam sahibi, ilim adamına değil, ehliyet ve liyâkatli olana vermeyi gerektirir.
Demek ki emanet sahiplerinin, emânet edecekleri insanda ilk arayacakları şart,ehliyet ve liyâkattir. Yani, bilgi ve maharet/beceri, san’at şarttır. Yoksa, yakınlık, dindarlık, değildir..  
Peki, neden bugün, en alt makamdan, en üst makama kadar, tabiri caizse eşikten, zırzaya kadar; idarecilik, yönetim, devlet işlerinde yakını, dindarı,eş,dost akrabayı ( bun ların dindarlığı, ne kadar dindar oldukları tartışılır) yerleştirmek tercih edilmektedir?
İşi ehline vermek hem farz hem sünnet değil mi? İşlerin düzgün gitmemesi, kargaşa ve kaosun bir sebebi değil midir? İktidar gücünü elinde bulunduranlar, iki tehlike ile karşı karşıyadırlar. Biri dünyevileşme diğeri Adaletle hükmetme(me)dir. Adaletle hükmetmek için de işi ehline vermek gerekir. Ehil olmayanların bazı kadrolara yerleşmeleri sonucu toplumda güven kaybı doğmaz mı, adalet zedelenmez mi?. Böyle olunca da maharetli, liyakatli, bilgili kişilerin hakkı yenilmiş olmaz mı?.
   Bir işe,rüşvetle, torpille, tavassutla,referansla gelenler, eğer o işin ehli değillerse diğer taraftan da işin ehli olanlar o işe referansları olmadıkları için gelemiyorlarsa o torpille gelenler iyi bilsinler ki o iş boyunca aldıkları ücretleri haramdır ve kul hakkını gasptır. Hem kendileri haram yemişlerdir hem de çoluk-çocuklarına haram yedirmişlerdir.Bu yaptıkları ahirette onlardan sorulacaktır. 
Eğer,Hz.Ömer (R.A.)’in adaletini sağlayamıyorsak hiç olmazsa Emeviyye kavmiyetçiliğin den de uzak duralım bunu yapmayalım. Şunu iyi bilelim ki “Kıymetli hakikatler, kıymetsiz ellerde, kıymetsiz gibi görünmüş olur”.
Yüce Rabbimiz “İşi ehline veriniz” buyurmuş. Öyleyse bizler de işi ehline vermeliyiz.Bu bize, Rabbimizin emridir. Öyleyse işi ehline verin, evliyalara değil.
Selam ve saygılarımla…

Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.