ustilanlar
08 Aralık 2019 Pazar
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Hoşgörü Zamanı
MUSTAFA DAMLARKAYA

Hoşgörü Zamanı

06.05.2019 09:45 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Hoşgörü; her şeyi anlayışla karşılayarak olabildiği kadar hoş görme, her türlü görüşe sabırla katlanma, iyi karşılama anlamlarına gelir.
Arapçada müsamaha, dilimizde hoşgörü, batı dillerinde tolerans olarak kullanılır. Ayrıca hoşgörü; affetmek, anlayışlı, açık yürekli, güvenilir kimse, ehlidil,gönül eri, müsamaha, göz yumma anlamlarına da gelir.
Hoşgörü, yetişmiş ve iyi niyet sahibi olanların, çevresinde bulunan insanlara ayırım yapmadan, uygulamış oldukları anlayış ve yumuşak davranıştır. Ama ne yazık ki bugün, bizi biz yapan böyle müstesna değerlerimizi hayatımızdan çıkararak savrulduk, halen daha da savruluyoruz. Bakalım nereye kadar.
Hoşgörünün, üstün ahlâk sahibi olan insanlara has, yüksek bir fazilet olduğu gerçeğini de kabul etmemiz gerekir. Ahlâken düşük seviyede olanlarda, hoşgörü aramak boşuna bir çabadır.
Allah (C.C.) Hazretlerinin, Peygamberler vasıtasıyla gönderdiği mesajlar içerisinde, ahlakî kaideler, önemli bir yer tutar. Tabii ki bu prensipler içerisinde, hoşgörü ayrı bir öneme haizdir. Hoşgörünün ayrı bir kıymeti vardır. Zaten İslâm dini de bir hoşgörü dinidir. Bu dinin özünde, insanların birbirlerini anlamaları, birbirlerine saygı göstermeleri, bir barış ve uzlaşma içerisinde yaşamaları vardır.
Allahü Teâlâ "O takva sahipleri ki öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. (Ali İmran-134)" buyurmuştur. Eğer bizler de bağışlarsak bağışlayıcı ve esirgeyici olan, Allah (C.C.) da bizleri bağışlayacaktır.
Hoşgörü konusunda, tüm insanlık için, en iyi örnek, Peygamberimiz (S.A.V.) dir. O’nun ailesine, çevresine, komşularına, nasıl sevgiyle, merhametle, iyilikle davrandığını görürüz. Hz. Peygamberimiz (S.A.V.), kendisinden memnun olmayan Yahudilere karşı da hep olumlu ve ılımlı davranmış, onlarla barış içerisinde yaşamayı, onlara hissettirmiştir. Hatta onların kalplerini İslamiyet'e ısındırmak için, Yahudi cenazesine saygı gösterip ayağa kalkmış, bu hareketi sahabeye de tavsiye etmiştir. Acaba bu mümtaz ruh hali, hangi insanda mevcuttur? Neden bugün, bu üstün davranışı alıp uygulamıyoruz?
Ayrıca anlaşma yaptığı tebaanın haklarını korumada, son derece hassas davranmış, onların haklarının korunmasında telkinlerde bulunmuştur. Bu konuda da azami dikkatin gösterilmesini istemiştir.
Yüce Rabbimiz "Dinde zorlama yoktur. (Bakara-256)" buyurarak, birisinin inancını, zorla değiştirmekle değil, ancak onu ikna ederek ve  ancak onun rızasıyla bu olabilmektedir. Din insanlara zulüm ve korku iletemez. Eğer böyle olsaydı, inancın bir anlamı ve önemi kalmazdı. İnsanların hür olmaları, insan hürriyeti, insanların en önce gelen insani haklarındandır. İnsanın bu hürriyeti de hiçbir zaman engellenemez.
İslâm dini ve inancımız; Yüce Mevlâ'mızın emirlerine uymamızı, yarattığı tüm mahlukata karşı merhameti, Yunus'un dediği gibi "Yaratılanı hoş görürürüz, yaratandan ötürü" felsefesini idraki, kin, hiddet, intikam, öç yerine, yumuşak huyluluğu, hoşgörüyü, saygıyı öne çıkarmayı, aklı selimle hareket ederek dostluk, sevgi ve saygıyı kendimize rehber edinmemizi istemektedir.
Sevgili Peygamberimiz (S.A.V.) "Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da o kulun ayıbını kıyamette örter." buyurarak insanların kusurlarını araştırmamayı, makam, mevki, kariyer ve servetten dolayı kendimizi beğenmemeyi öğütlemektedir. Mevlânâ  da      
“Hataları örtmede, gece gibi ol." buyurmuştur.
İnsanlar hakkında hep hüsn-i zan beslemeliyiz. Su-i zandan kaçınmalıyız. İnsanlara hep iyi muamelede bulunmalıyız. İnsanlarla alay etmemeliyiz. Sabırlı olmalı, gurur ve kibirden şiddetle kaçınmalıyız. Allah (C.C.), bir makam, bir imkan verdiği zaman eş, dost, hısım ve akraba, bir kalemde silinip atılmamalıdır. Bunlarla, Rabbimizin, insanları imtihan ettiği hiç unutulmamalıdır. Ne acıdır ki bugün toplumumuzda makam, kariyer sahibi olanların, en yakın akrabalarını dahi unuttuklarına hep şahit oluyoruz. Bu nasıl Müslümanlıktır?
Unutmayalım ki Allah (C.C.), hoşuna gitmeyenleri ve kendini beğenenleri hiç sevmez. Kendini beğenenleri,  şu saydıklarımıza, yukarıdan kibirle bakanların yüzlerini yerlerde süründürür. 
Kibirlenenler, gururlananlar "Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen ne yeri yarabilirsin ne dağlara boyca erişebilirsin. (İsra-37)" mübarek ayetini hiç akletmezler mi?
Yüce Rabbimiz "Şayet sen, kaba ve katı kalpli olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp gitmişlerdi. (Ali İmran- 159)" buyurarak, Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ne kadar yumuşak huylu, güzel ahlaklı olduğunu belirtmektedir. Neden bu ahlâkı almıyoruz? Devam edecek.
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.