ustilanlar
07 Nisan 2020 Salı
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Darbeler mazinin çöplüğüne gömülmüştür
MUSTAFA DAMLARKAYA

Darbeler mazinin çöplüğüne gömülmüştür

24.02.2020 00:21 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Bu yazı, 15 Temmuz hain darbecileri, 15 Temmuz öncesi darbecileri, darbe
heveslileri ve darbe meftunları ile ilgilidir.
Bu yazı, kesinlikle,15 Temmuz’dan sonra, milletinin emrinde olan ve Anayasa’ya
bağlı bulunan hele hele ülke içinde ve ülkemiz dışında, vatanını korumak için, canını seve seve feda eden ve destanlar yazan kahraman ordumuz ve askerlerimizle ile değildir. Onlar bu yazının kapsamı dışındadırlar.
O yüz karası darbelerden olan, milletin silahıyla millete darbe yapan,28 Şubat postmodern darbesinin, 23. yıl dönümündeyiz. Bu cuntacılar hem darbe yaptılar hem de adına modern dediler. Aklın alamayacağı bir durum.
Bugün, o köprülerin altından çok sular geçti.
Artık ne o darbelerden ne de o darbecilerden eser kaldı. Hepsi yok olup darbeler çöplüğüne gittiler.
15 Temmuz hain darbesinin başarılı olamamasının nedeni, Muhterem
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın, bir kahraman olarak dik duruşu ve aziz milletimizin onun yanında yer almasıdır.
Şunu herkes iyi bilmelidir ki bu ülkede o yüz karası cuntacılar, daha darbe
yapamayacaklardır. Bu ülkede artık darbeler dönemi bitmiştir. Tabii ki bu bizleri rehavete sevketmemelidir. Her zaman çok uyanık ve diri olmalıyız ve her an teyakkuzda bulunmalıyız.
Ne yazık ki bu ülkede, 2002 yılına kadar, darbeler yapılarak bu millet, yıllarca geriye götürülmüş, milletin huzur ve refahı yok edilmiştir. “Bütçeye devam, askere selam” sözleri ile bütçenin, % 65’i yıllarca, bunlara ayrılmış, onlar da yiyip içip semirerek her on yılda bir darbe yapıp semirmelerini garanti altına almışlardır.
Bir de statükocu ve vesayetçiler, modern demokrasi anlayışımızı, 27 Mayıs darbesi ve sonraki diğer darbelerle ters-yüz ettiler.
Anayasa'yla istedikleri gibi oynayarak kuvvetler ayrılığı kataloğuna “ askeri erki “
eklediler. Yeniden bir tablo oluşturarak bu askeri erkin yanına yargıyı da koydular.
Kendilerini de bu ülkenin aslî olarak gördüler ve tanımladılar. Yasama ve yürütmeyi de yeri geldikçe kullanmak için, yedek bir unsur olarak gördüler.
Bu da yetmedi, bu güçlerine, üniversite ve sendikaları ve kendilerine göre, belki de
1. güç dedikleri, candaş, yandaş olarak da adlandırdıkları ulusal medyayı da eklediler.
180 bin kişilik, hazır kıt'a olan, "Seferberlik Tetkik Kurulu" adı altında, istedikleri zaman sokağa döktükleri ve mitingler yaptırdıkları bir gücü de ihmal etmediler.
Bütün bu demokrasi dışı güçleri, kendi saltanatlarını ayakta tutmak için yeri geldikçe
bunları "tepe tepe" kullandılar. Çünkü alan da satan da razı idi. Bu saltanat hepsinin de işine geliyordu. Millet var imiş, yok imiş, demokrasilerde "milletin iradesi" önemli imiş, hiç umurlarında bile değildi. Hatta millete, göbeğini kaşıyan adam diye damga dahi vuruyorlardı.
Her 30 Ağustos'ta, Bilbord'larda "Güçlü Ordu ve Güçlü Türkiye" gibi reklamlar yazdılar.
Bu aziz ve necip Türk Milleti'ne karşı, gövde gösterisi yapma hakkını bunlara kim verdi ?
Bunlar ne hakla, bu aziz ve necip milleti dışlayıp o Bilbord'lara " Güçlü, Aziz, Necip
Türk Milleti ve Güçlü Türkiye" reklamlarını vermediler?
Ama bu böyle gitmemeliydi. Millet bir beklenti içerisindeydi. Bu aziz millet, bu
yapılanların artık sona ereceği günü ve o kahramanı bekliyordu. Nihayet 2002 seçimleri ile o kahraman gelmişti. Bu kahraman, geçmiş liderler gibi davranmayıp özellikle, 27 Nisan emuhtırasına karşı koyarak darbecilere büyük bir ders vermiş, 15 Temmuz’da da bu ülkede darbeleri ebedi olarak çöplüğe göndermiştir.
Pis cuntacıların, 27 Nisan’ı seçmeleri tesadüf değildir. 27 Nisan e- muhtırasının
verildiği tarih, büyük Sultan Abdülhamit Han'ın tahttan indirildiği ve Şemsi Paşa’nın vurulduğu gündür. Sembolik anlamı, bu yüzden önemlidir.
Ama bu muhtıra ters tepti. Karşılarında o güne kadar hiç görmedikleri karizmatik bir
dünya lideri vardı, onlar da bunu pek anlayamamışlardı. Dik durarak gerekeni yaptı,
onların bekledikleri gibi istifa etmedi. Bu davranış onların darbe karizmalarını çizerek bunu herc ü merc etti.
O gün ülkemizin Başbakanı olan, Muhterem Recep Tayyip Erdoğan, yürütmenin
başı ve hakimiyetin temsilcisi olarak Türkiye Cumhuriyeti'nde, bugüne kadar görülmemiş, çok önemli bir dik duruş sergileyerek kompozisyon açısından komik ve eklektik olan bu yazıyı kabul etmediklerini ve kendi emrinde olan bir kurumun böyle bir şeye başvurmasını kabul etmeyeceklerini, yardımcısının ağzından aynı sertlikte cevap vererek bunu tüm dünyaya ve ülkesine duyurdu.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, bir ilk olarak bir sivil idare ve irade, darbe tehdidine karşı dik durmuştu. Bu büyük olay, vatandaşlarımızın dikkatinden kaçmadı ve
tarih boyunca tehditlere hep karşı çıkmış olan yüce milletimiz, bu dik duruşun karşılığını da daha sonra gördü.
27 Nisan muhtırası ve sonrasında gelişen olaylar, tertipçi medya, emekli
Cumhurbaşkanı, emekli generaller, toplum mühendisleri, vesayetçi yargı ve bazı
STK'ların, el ele vermeleri ile oluşmuş, derin devletin temelsiz ve önemsiz bir komplosudur.
Bu kararlılık sayesindedir ki yüce milletimiz, sürekli statükocuların emrinde olup
demokrasi dışı yollardan, kendilerine paye bulanlara, kendi emrinde olup kendisine hizmet etmeyi esas alanlarla birlikte olarak bu statükoculara tam bir demokrasi dersi verdi.
İşte yüz karası ve kanlı 27 Mayıs darbesi, 12 Mart muhtırası,12 Eylül darbesi, 28 Şubat post-modern darbesi ve 27 Nisan muhtırası da bundan dolayı pek âlâ eleştirilebilir. Nasıl eleştirmeyelim ki ? Hele bakınız ki havadan, sudan bahanelerle milletin seçtiği Başbakan ve Bakanları asıp bir de bunu yıllarca bu millete
bayram olarak kutlatmadılar mı? Bu yüz karası darbe ve muhtıraları da kimse mazur
görüp bunların arkasına sığınamaz.
Demokratik bir ülkede bunlar görmemezlikten gelinemez. Görülür ve bal gibi de eleştirilebilir.
Darbe bekleyenler. Geçmiş olsun. Darbeler dönemi bitmiştir. Daha başka bir deyişle, güçlü AK Parti Hükümeti, darbeleri ve darbecileri, bu güzel ülkenin gündeminden çıkarmıştır.
Bugün, fetöcülerden bahseden Sayın Başbuğ,27 Nisan-e muhtırasında, kendisine
sunulan ve elinde üç gün tuttuğu, içinde, Hava Kuvvetleri’ne sızmış olan, 15 bin fetöcünün olduğu flash bellekteki listeden, neden hiç bahsetmedi ve gereğini yapmadı. Neden?
Neden? Bugün, fetö ile kimin, büyük bir mücadele yaptığı gün gibi aşikârdır
Teşekkürler, darbecilerin topuna, güllesine, silahına karşı, gücünü ve cesaretini ortaya koyarak dünya tarihinde hiç görülmeyen, kendi ülkesindeki darbelere ve darbecilere son veren, büyük dünya lideri, Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan !..
Teşekkürler, güçlü AK Parti Hükümeti!...
Teşekkürler, bu güçlü lidere ve bu güçlü partiye gönül veren, yüce Türk Milleti!..
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.