ustilanlar
18 Temmuz 2019 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > Rabia Hilal ŞENER > BİR DEVLET TERÖRÜ ÖRNEĞİ: SURİYE HAPİSHANELERİ
Rabia Hilal ŞENER

BİR DEVLET TERÖRÜ ÖRNEĞİ: SURİYE HAPİSHANELERİ

13.05.2019 21:39 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Rabia Hilal ŞENER
Foucault, Hapishane’nin Doğuşu isimli eserinde işkence dolu cezalandırma
yöntemlerinden hapishane sistemine geçmeyi medeni gelişmenin bir emaresi olarak kabul etmekte; Nietzsche Ahlakın Soykütüğü eserinde, toplumların suçlunun çektiği acıdan duyduğu zevkin ahlak sistemlerinin gelişmesiyle insanlar için utanç verici bir şey olduğunu ve insanların ahlaki gelişimlerine paralel olarak zulümden de uzaklaştığını belirtmektedir.
Gerçekten, geçmişte verilen bedensel cezalar ve işkence dolu bu cezaların toplumun
seyrine açık infazı düşünüldüğünde, 21. yüzyılda yasalarla koruma altına alınan
mahkûm hakları, modern toplumlarda artık tamamen ortadan kalkan bedensel
cezalar toplumların cezalandırma ile ulaşmayı hedefledikleri amaçların da değiştiğini ortaya koymaktadır. Zira geçmişteki, suçluyu bir intikam duygusundan hareketle ve kefaret amacıyla cezalandırmak fikri artık suçluyu ıslah etmek ve toplumu ve failin kendisini suçun tehlikeliliğinden koruma amaçlarına dönüşmektedir. Ancak bugün gözlerimizi insan haklarının hiçe sayıldığı, insan onurunun çiğnendiği kriz bölgelerine çevirdiğimizde yukarıda çizdiğim tablonun teorik bir idealizmden ibaret olduğunu düşünmekte haksız olmayacaksınız.
Sözgelimi, New York Times’ın yayımladığı rapora göre Suriye hapishanelerinde
binlerce insan adil bir yargılanma olmaksızın mahkûm edilirken işkenceler,insanlık dışı muameleler ve buna bağlı ölümler de her geçen gün artmaktadır.
2016’da Esad ile yapılan bir röportajda kendisine kayıp mahkumlar ve ölümler sorulduğunda Esad, bu tip olayların savaşlardaki kaçınılmaz hatalardan biri olduğunu belirtmekte ve fakat bunun hükümetlerince bir politikaya dönüştüğü iddiasını reddetmektedir. Buna karşılık, çatışma ile geçen son 7 yıldaki hapishanelerden bir şekilde kurtulmuş mahkumların ifadelerini, insan hakları raporlarını ve istihbarat bilgilerini inceleyen kaynakların vardığı sonuç; Esad’ın muhaliflere karşı orantısız güç kullanma ve böylece kendisine karşı olanlara yaşama hakkı dahi tanımama politikasını takip ettiğini ortaya koymaktadır.
Mahkumların tecavüze uğradığını, birbirlerine şiddet uygulamaya ve hatta birbirlerini öldürmeye zorlandıklarını, anırmayanlara, havlamayanlara karşı cezanın
dozunun artırıldığını belirten mahkumların ifadeleri; Suriye’den insanların niçin binlerce dolar karşılığında hayatta kalma ihtimallerinin son derece düşük olduğu
ölüm botlarına binip işkencenin olmayacağı yerlere doğru yola koyulduğunu
ortaya koymaktadır.
Rejim karşıtlarının protestolarını durdurmanın ve muhalefeti susturmanın bir yolu olarak görülen bu işkence hapishanelerinden kurtulup şu an kimi Türkiye’de kimi dünyanın farklı yerlerinde yaşamakta olan kişiler, yaşadıklarını dünya ile paylaşarak
gelecekte birgün bu suçun faillerinin uluslararası hukuk önünde yargılanabilmeleri
için temel hazırlamaktadır.
İnsanların canlı canlı yakılmasından, elektrikli işkencelere kadar yayımlanan raporların tamamını okumayı imkânsız kılan eziyetler, Suriye’deki iç savaşın en yaralayıcı boyutlarından birini oluşturmaktadır.
Üstelik yukarıda küçük bir kısmı örneklenen orantısız güç düşünüldüğünde; bugün
sığınmacılara karşı ileri sürülen, ülkelerinde kalıp savaşmaları gerektiği yönündeki
argümanın nasıl da ancak taşlaşmış bir kalpten çıkabileceğini açığa çıkarmaktadır.
Zira Suriye’de rejime karşı ayaklananların karşısında mücadele edebilecekleri bir devlet değil, zulüm saçan bir terör organizması bulunmaktadır. Bu halde bırakın
insanların demokratik haklarından yararlanmasını, bu zulmün altında onurlu ölme
inisiyatiflerinin dahi ellerinden alındığını görmek zor değildir.
Esad rejiminin akıbetinin ne olacağı, Suriye’de suların durulup durulamayacağı
soruları bir kenarda dursun bu işkencelere karşı uluslararası hukukun ve hukukun gücüyle hareket etmesi beklenen aktörlerin çaresiz ve sessiz kalması Foucault’un, Nietzsche’nin insanın geliştirdiği değerler sistemine atfettiği insani cezaların bütün
insanlığı değil, yalnızca Suriye’de, Afganistan’da, Irak’ta doğmayacak kadar şanslı
olanları kapsadığını iç acıtıcı bir biçimde yansıtmaktadır. Ne yazık ki insan haklarının bütün insanlık için olduğu fikri; şatafatlı toplantıların, kravatlı, apoletli beylerin hanımların süslü lafları olmaktan öteye geçememektedir.
Etiketler : rabia
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.