16 Ocak 2018 Salı
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Bilim, Bilgi Çağı ve Biz!..
MUSTAFA DAMLARKAYA

Bilim, Bilgi Çağı ve Biz!..

05.11.2017 23:37 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Anlamak anlamına gelen bilim ve yapmak anlamına gelen teknolojinin gelişim serüveni, ilk insanın akıl, mantık ve duyu organlarını maddeye yöneltmesi ile başlar. Bilim ve teknoloji de macerasının ilk gününden beri kabul gördüğü coğrafi bölgelerde ve kültürlerde
seyahat ederek gittiği her yere maddi gücünü de beraberinde götürdü.
   Mesela bilim ve teknolojinin gücünün farkına varan Büyük İskender, yaşadığı çağa damgasını vururken daha sonra gelen İslam dünyası da gerek bilim gerekse teknoloji vasıtasıyla Allah(C.C.)'ın yüce buyruklarını dünyanın dört bir tarafına yaydı.
   Ne yazık ki İslam dünyası, vücuda getirdiği bu nimetin kıymetini bilemedi. Daha sonra gelen Avrupa, bu bilimi sahiplendiği gibi, dünyayı da kendisine sömürge yaptı. Daha sonra Amerika, bilim ve teknolojinin gücü ile bu sömürgeciliği devralıp her türlü zehirli ürünlerini deneyip bir çöplük haline getirdiği bu güzelim gezegenimizin adeta koruyucusu rolünü üstlendi.
Bilgi Çağı adını verdiğimiz 21. yy'da, herhalde toplumları ve insanları bir kaos beklemektedir.
İcat edilen her yeni teknoloji ürünü, hayatımıza belki yenilikler getirebiliyor, ama şu gerçek ki insanı da ruhunda uzaklaştırıyor. Çünkü, baş döndürücü bir hızla gelişen teknolojinin merkezinde, insanı kontrol etme düşüncesi yatmaktadır. Çünkü, bütün bunların temelinde insan vardır. 
   Baktığımızda, akıllı telefonlarla resimlerimiz, konuştuklarımız, ikâmet ettiğimiz evlerimiz, Twitter, Facebook gibi, sosyal medya platformlarıyla da yazışmalarımız, görüntülerimiz, akıllı otomobil teknolojileri ile insanlar araba içerisinde, akıllı ev teknolojileri ile nefes alıp vermemiz hatta ve hatta kalp atışlarımız bile kayıt altına alınmaktadır. Kısaca uydu teknolojileri ile her an uzaktan takip edilmekteyiz.
   Öyleki, E- bay isimli online alışveriş mağazası ve Google, insansız hava araçları vasıtaları ile kapıya kadar sipariş gönderme hazırlığı yapmaktadırlar. Google de akıllı gözlükler sayesinde, insanlara, arka taraflarını göstererek gezdiği, gittiği her yeri de kayıt ettirme telaşında. 
   Alo Taksi, e-kimlik, e-devlet gibi projeleri ile yapılan iş ve işlemler kayıt altına alınmaktadır. Yazarak yaptığımız arama faaliyetleri sözlü olacak ses frekansları, göz- retina ve parmak izlerimiz kayıt altına alınmaktadır. 
   Hele hele son zamanlar da pek de yaygın olan selfi ile insanları, yüz tanıma sistemine entegre etme gündemde tutulmaktadır. Online alışverişlerle ve kredi kartı ile yapılan her harcama kayıt altına alınmaktadır. Bankaya yatırdığımız her meblağdan, ABD haberdar olmaktadır.
   Öyle görünüyor ki kavrama, anlama, hakim olma gayesi için yapılan bütün bu çırpınışların neticesinde, belki de hiçbir şeyin başarılı olamayacağı bir uç noktaya doğru gitmekteyiz. Öyle bir noktaya geldik ki insani değerlerden soyutlanıp teknopolitan değerlere adapte olmazsak herhalde yaşama şansımız yok gibi.
   Çünkü insan o kadar mükemmel ve müthiş bir yaratık ki bu serüveni esnasında, yer kürenin derinliklerinden, ta yaldızlara kadar uzandı ve mikroçiplere kadar eğildi. Sonunda da DNA sarmalının içinde sandığı sırlarının ardına düşerek kendisi yarı- mitolojik bir duruma geldi.
Halbuki başlangıçta yola çıkarken araç olan bilim ve teknoloji ne yazık ki amaca dönüşerek kendisini araç olarak kullanan gerçek insanı, yüksek öğretim sisteminden geçirip modern insana indirgedi ve elde ettiği bu ürünleri ile kuşatma altına aldığı bilgi toplumunu da kendisine endeksli, köleler koğuşuna çevirerek adeta bağımlı hale getirdi.
   Bugün halen daha, ABD ve İngiltere hemen hemen her ülkeyi dinlemektedir. Almanlar da Türkiye'yi dinlemektedir. Ruslar, çevredeki ülkeleri dinlemektedir. İsrail uyduları her gün üç defa ülkemiz üzerinden geçerek izleme faaliyetleri yürütmektedir.
   Dünyada hakim olan şirketler de uyduları ile dünyanın her tarafında, gözetleme faaliyetleri ve uzaktan algılama ile yer altı madenlerini ve zenginlikleri tespit etme yolundalar. Bunların siber orduları, sanal polis teşkilatları,sosyal medya ajanları neredeyse nefesimizi bile hissetmektedirler.
   Şu sorunun cevabı henüz verilmemiştir ki: Acaba hayatımıza giren teknolojiler, tabii süreci içerisinde kâr amaçlı mıdır,yoksa planlı bir merkezden, insanı kontrol emek için üretilen bir tezgah mıdır? 
1993 yılında kullanmaya başladığımız Internet'ten, dünyanın 1980'li yıllarda haberi olmuş, 1969 yılında da ilk olarak ABD ordusu tarafından, kendi iç haberleşmesi geliştirilerek kullanılmıştır.
   Dünyayı yönetmek içi büyük çaba sarfeden global finans ağaları, şu anda Beyin Kontrol Sistemeleri üzerinde çalışma yapmaktadırlar. Öyleki, İnsan beynine has frekansı yakalayıp akıllı telefonlar ve internet üzerinden, şahısa  özel yayınlarla onu kontrol etme ve yölendirme peşindeler.
    Halbuki milletler ve bu milletlerin insanları, beyin kontrol sistemi teknolojini öğrenip bilmek zorundadırlar. Eğer bilmez ve tanımaz iseler gözüne görünenleri ve duydukları sesleri halkın tabiri ile cin çarpması olarak algılayabilirler yahut da bugün bunu birilerinin kullandığı gibi, öbür tarafla bağlantı kurduğunu düşünüp kendisini seçilmiş biri olarak hissedebilirler
   Bugün İngilizler, Internet üzerinden, toplu hipnozlar yapabilmek için, durmadan dinlenmeden deneyler ve denemeler yapmaktadırlar. Belki de bunu ilk defa fetö üzerinde deneyerek fetöye bağımlıları, böyle hipnoz ettiler. Çünkü fetöyü besleyip büyüten, bugünkü duruma getiren ve onu bir köle gibi kullananlardan birisi de CIA,MOSSAD gibi, İngiliz İstihbarat Örgütü M16'dır.  Devam edecek.
Selam ve saygılarımla?

reklam
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.