16 Aralık 2017 Cumartesi
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Bilim, Bilgi Çağı ve Biz !..- 3
MUSTAFA DAMLARKAYA

Bilim, Bilgi Çağı ve Biz !..- 3

27.11.2017 00:54:23 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
PİSA Direktörü Andreas Schleicher " Eğitim sisteminiz değişen dünyaya uyum sağlayamadı. Öğrettikleriniz artık gereksiz. Siz ezberci çocuklar, okuduğunu anlamayan öğrenciler yetiştiriyorsunuz " diyerek eğitim sistemimizin hiç de iyi olmadığını söyledi. Çünkü, eğitim sistemimiz gerçekten de başarısızdır. Artık bunu kabul etmemiz gerekmektedir.
   Eğitimimiz bu içler acısı durumda iken, Sayın Bakanımız İsmet Yılmaz'ın, geçen yıl söylediği (Malatya, 25 Kasım 2016)." Türkiye'deki eğitim standartları, İngiltere ve hatta Amerika'dan daha iyi " sözü, gerçekten de ülkemizdeki eğitimcilerin, eğitimden anlamadıkla rını ve bu kadroların başarı sağlayacak stratejiler üretmelerinin de mümkün olmadığını göstermektedir. Sayın Bakanımız bu sözü ile bu milletle, sanki dalga geçiyor gibidir. 
   Halbuki, UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) Eğitim Endeksi'ne göre okullardaki eğitim kalitesinde Amerika 5. İngiltere 14. sırada yer alırken Türkiye 69. sırada yer almaktadır.Türkiye, OECD'nin ortaya koyduğu eğitim endekslerinde de neredeyse sonuncu sıralarda yer almaktadır. Hülasa, Türkiye'nin iyi sıralarda yer aldığını ispat eden, ortaya koyan, hiçbir eğitim endeksi çalışması da mevcut değildir.
   Biz, eğitimde sınavlı mı sınavsız mı'yı konuşurken gelişmiş ve kalkınmış ülkeler
" inovasyon ve eğitim gibi iki kelime üzerine ekonomilerini oturtarak hızla kalkınmaktadırlar. Gelişmiş ülkeler, eğitimde çok büyük mesafeler alırken bizim ise halen daha gündemimizde "kalite","müfredat", "muhteva", "uygulama" yok, yok yok.
    Ne yazık ki ülkemizde eğitimin, hesap verebilir olmaması ve bütün sistemin sınavların arkasına saklanmış olması esası mevcuttur. Çünkü, hesap vermeyen sistemin verimsiz olacağını çok iyi bilinmektedir. Sayın Bakanımız, bu eğitimi mutlaka halletmelisiniz.
   Ülkemizdeki bugünkü bu kısır döngü, tam 43 yıldır yani 1974 yılından beri böyle devam etmektedir. İnsan bazen düşündüğü zaman, bu eğitim, bu ülkeye ne kazandırdı, sonuçları neyi değiştirdi ?Milli gelirimiz arttı mı? Memlekette ne değişti? Mesela kaç marka icat edildi? Kaç patent alındı? Fert başına milli gelirini beş katına mı çıkarttı? Hepsinin cevabı kocaman bir 'Hayır' ve kocaman bir ' Hiç'tir. Peki o zaman bu evlatlarımıza bu eziyeti niye yapıyoruz?
   Eğitimde başarılı olmak için, bu sistemdeki  tüm aktörlerin, kaliteye odaklanmasının teşvik edilmesi gerekmektedir. Eğitimde gelişme, başarıyı artırma, kaliteyi yakalama denilen şey de sınavları değiştirmekle, öğretmen atamakla, okul yapmakla olmuyor, olmuyor. 
   Eğitimde gelişmeyi yakalamak için, "kalite ve hesap verebilirlike" odaklanmak gerekmekte dir. Eğer adam yetiştirmek istiyorsanız eğitimde kaliteyi artırmalısınız. Yok eğer "boş ver bunları, memur olsunlar yeter" diyorsanız yapılacak bir şey yoktur.
   Şimdi gelelim sadede. Bilgi Çağı'nda, yerli işletim sistemi, yerli veri tabanı dili ve kendi sosyal medya platformlarını geliştiremeyen ülkeler, bizim gibi, global bilgi şirketlerinin uydusu olmaya mahkum olacaklardır.
   Ne yazık ki ülkemiz, bürokratik ve statik bir ağ ile şekillendirilmiş, çalışmayan, üretemeyen hantal bir sisteme sahiptir. Bu hantal sistemi de DPT,MEB, YÖK, BTYK, TBA gibi kurumlar hem denetlemekte hem yönlendirmekte hem de paylaşmaktadırlar.
   Hani bu Bilgi Çağ'ında Türk üniversiteleri nerededir demiştik ya ? Ülkemizde üniversiteler, diğer devlet kurumları gibi, Milli Gelir'in tüketildiği bir kurum durumundadır. Halbuki gelişmiş ülkelerde ise üniversiteler, bilim ve teknolojinin üretildiği muazzam kurumlardır. Bu ülkelerde üniversiteler kendi finansmanlarını, yaptıkları projelerle sağlarken biz de ise üniversitelerin tüm finansmanını devlet sağlamaktadır.
   Üniversitelerin sahibi devlet değil  millettir. Üniversiteler, bütün bilim alanlarındaki 
eğitim ve öğretimin hem araştırma faaliyetleri ile hem de birlik ve bütünlük içerisinde yürütüldüğü kurumlardır.Ama bizde üniversiteler biraz da siyasi ve askeri ceberut baskısı altında bilim adamından çok, devlete memur yetiştirmek görevini üstlendiler ve bunu da yıllarca yürüttüler.
   Bu yüzdendir ki üniversiteler, yıllarca araştırmacı yetiştirmekten çok, siyasi ve askerlerin müsaade ettiği ölçüde, bir yan ürün gibi, kadrolar yetiştirdiler. Bis zamanlar, Meclise giren doçentler, bir yasa ile prof yapıldılar. Tabii ki bunun bir nedeni de üniversiteler, reddedilen diğer miraslar gibi, tepeden inme kurulmuştur. Bu da üniversitelerin uzun süre toplumdan dışlanmasına neden olmuştur.
  Bilim adamları, üniversite üzerinde oynanan bu oyunları her ne kadar YÖK'e bağlasalar da
şu bir gerçektir ve incelendiği zaman görülür ki bu ülkede üniversiteler, YÖK'ten önce de YÖK'ten sonra da hiçbir zaman üretici olamamışlardır. Bu ülkede üniversiteler, bilimsellikten uzak, ideolojik nitelikte ve kendi ürettiklerinin değil, milletin hazır parasını yemektedirler.
   Bugün artık ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, üretilen bilgi ve teknolojik değerlerle ifade edilmektedir. Buna patent savaşları, bilim adamları transferleri ve çalınan bilgiler de eklenince yeni savaş  malzemeleri ortaya çıkmıştır. Bir taraftan bunlar, yükselen değerler olurken diğer taraftan da bu savaşın komutanları bilim adamları olmuş, bu savaşın galibi ise 
bilim ve teknolojiye endeksli hale gelmiş ve bütün bunlar yükselen değerler olarak çıkmıştır.
   Türkiye üniversitelerinde, bilim ve teknoloji sistemi hem üretim faktörüne dönüştürüleme miş hem de genel ekonomik politikaların belirli olmasında bilim ve teknolojiye gereken önem verilememiştir. İstenilen sistem kurulamadığı için de ham maddeler, ma'mul maddeye dönüştürülememiş, dolasıyla da yeni iş alanları açılamamıştır. Bu becerisizliğin faturası da sürekli olarak vergi ve zam olarak bu zavallı milletin sırtına vurulmuştur. 
   Yani bu ülkede üniversiteler,beceriksiz oldukları için, asli görevlerini yapamadıkları için, bilimi (zaten üretime dönük bilim de yoktur) üretime dönüştüremedikleri için, bu halk yıllardır zam ve vergi yükü altında inim inim inlemektedir. Devam edecek.
    Selam ve saygılarımla?
NOT: Tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü kutlar, tüm öğretmenlerimize sıhhat, afiyet ve başarılar dilerim. Hükümetimizin de öğretmenlerimizin maaşlarını yükselterek rahatça yaşayabilecekleri imkanı sağlamasını beklerim. İnşâAllah ?! 

reklam
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.