ustilanlar
22 Ağustos 2019 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > Rabia Hilal ŞENER > BİLGE KRAL ALİYA
Rabia Hilal ŞENER

BİLGE KRAL ALİYA

11.06.2019 19:26 12 14 16 18 yazdır
Yazar : Rabia Hilal ŞENER
Hakkında belgeseller çekilmiş, kitaplar yazılmış, dergiler çıkarılmış bir bilge insan yahut daha uygun ifadesi ile Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç yalnızca bir devlet adamı, Bosna-Hersek’in kurucusu değil aynı zamanda bir insan hakları savunucusu idi.
İşte bu yönüyle Aliya, Boşnaklar’ın haklarını savunmak üzere çıktığı yolda; insan haklarını
tekeline almış Batı’ya, insan haklarının bir İslam değeri olduğunu göstermişti. Aliya
hakkında yapılmış bu kadar başarılı eserden, kendisinin hayatını ve davasını kaleme aldığı
“Tarihe Tanıklığım” otobiyografisinden sonra sizlere Aliya’nın hayatını anlatma haddini
kendimde görmüyorum. Bu nedenle bu yazıda dünyadaki bu kadar kötülüğe hala yüksek
sesle savunabildiğimiz bir değer olan insan haklarının Aliya’nın İslam davasında, siyaset hayatında ve bilge kişiliğinde nasıl tezahür ettiğini aktaracağım.
Bilge Kral’ın otobiyografisi de dahil hayatını konu alan eserlerin göze çarpan ilk mesajı
Aliya’nın faşizmden, ırkçılıktan uzak, nefretin yer edinemediği kucaklayıcı yaklaşımı
ve insan sevgisi. Öyleki Yugoslavya dağılmadan önce milliyetçi hareketlerin sonuçlarını doğurmaya başladığı dönemde bile Aliya, kurucularından olduğu Genç Müslümanlar
Hareketi’ndeki söylemlerinden başlayarak bir devleti parçalamak, Sırplara, Hırvatlara zarar vermek gibi bir niyeti olmadığını, yalnızca Müslümanların insanca ve özgürce yaşama haklarını savunduğunu her seferinde dile getirmişti.
Daha sonra onu Bosna-Hersek’in kurucu cumhurbaşkanlığına taşıyan siyasi hareket olan Demokratik Eylem Partisi (SDA)’nin parti programında; “halkların yasa önünde tam anlamıyla eşit olduğu ilkesine ve dini ve ulusal azınlıkların haklarına bağlılığımızı vurgulamak istiyoruz” (Kırklar Açıklaması olarak bilinen basın açıklaması, 27 Mart 1990) ifadelerine yer veriyordu.
Toplantı hakları ellerinden alınmış, din hürriyetinden yoksun bırakılmış bir topluluğun
parçası olarak Aliya, hiçbir zaman bu hakları yalnızca onunla aynı dinin, görüşün mensupları için istememişti. 1988’de hapishaneden salıverilip 1990 seçimlerinden muzaffer çıktığında adil yargılanma hakkını gasp eden, yalancı tanıklardan, değiştirilmiş ifadelere kadar her türlü yola başvuran tahkikat subaylarına, savcılara, yargıçlara kendisine ve arkadaşlarına yapılanlardan ötürü bir misilleme yapıp yapmayacağı sorulduğunda Aliya, herhangi bir misilleme yapılmayacağı yönünde yanıt vermişti.
Gerçekten, Aliya’nın cumhurbaşkanlığı döneminde bu kişilerden bir kısmı görevlerine
aynen devam etmişti. Böylesi bir zulümden sonra insanüstü tahammülünü,
kabullenişiniAliya şu sözlerle özetlemişti: “Bir politikacı olarak onları affettim ama bir insan
olarak değil.”
Aliya’nın zalimler gibi olmama ilkesi 20. yüzyılın en büyük zulümlerden biri olan
Srebrenitsa Katliamı’ndan sonra dahi tüm çarpıcılığıyla devam etmişti. Aliya’nın tavrı
hiçbir zaman ekranlar karşısında kafa kesmek, gücü ele geçirdiğinde zalime kan kusturmak
olmamıştı. Oysa Boşnakların kimseye verecek hesabı, kaybedecek hiçbir şeyi kalmamıştı.
Buna karşılık Aliya en çok da kasap Mladiç’e, Srebrenitsa’yı gözü dönmüş kasaplar
ordusuna savunmasız teslim eden BM Barış Gücü komutanı Hollandalı ThomKarremans’a,
soykırım yaşandıktan sonra soykırımı tanıyan Uluslararası Adalet Divanı’na, 20. yüzyılın en büyük savaş suçlularından olan eski Yugoslavya Devlet Başkanı Miloşeviç’e, “bu Avrupa’nın iç meselesidir biz karışamayız” diyen George Bush’a ve nihayet üç maymunu oynayan tüm Avrupalı liderlere isyan ahlakını, ilke sahibi bir lider olmayı göstermişti. Zira Aliya’ya göre savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilirdi.
İşte insana, insan onuruna duyduğu bu saygı ve derin bağlılık nedeni ile Aliya’nın savaşı
sıradan bir iç savaş değil, Aliya’nın davası yalnızca bir İslam davası değildi.
Aliya’nın Türklere mektubunda da çarpıcı şekilde belirttiği gibi Balkanlardaki mücadele,
Bilge Kral’ın davası “ne bir dinin ne bir ırkın ne bir dilin ne bir mezhebin sancağıydı. İnsanlığın, tek başına insan olmanın temsiliydi.”
Etiketler : rabia
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.