ustilanlar
27 Şubat 2020 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Akif’in Leylâ’sı-2
MUSTAFA DAMLARKAYA

Akif’in Leylâ’sı-2

29.12.2019 21:24 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Akif’in Leylâ şiiri, yirmi dört beyitten oluşur. Aruzun, ”Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün Mefâ’îlün“ kalıbıyla yazılmıştır.
Mehmet Akif, İslâm’ın kurtuluşu için çağırdığı “cândan yakın cânân” diye
hitap ettiği Leylâ’yla, İslâm dünyasının bu dünyadaki varlık sebebinin ne olduğunu
ve ne için savaştığını hatırlatır. Bu yüce milletin en kahraman ve en yiğit evladı, Leylâ’nın uğrunda kurban olmuş, binlerce sönmüş yurt, Leylâ içi yanmış,
milyonlarca insan katledilmiş veya zindanlara atılmıştır. Bu kadar öksüzlerin ve
dul kalan kadınların günahı acaba kimin boynundadır? Akif, bu şiirde Mecnûn’u
tek bir birey olarak değil, bütün Doğu toplumu olarak ele alır. Akif’in tek olarak
vasıflandırdığı Mucnûn’un, sadece Leylâ’sı vardır ve bu da İslâm toplumunun
geleceğidir. Tüm mücadeleler de Leylâ için, yani İslâm’ın geleceği içindir.
Gel ey Leylâ, gel ey cândan yakın cânân uzaklaşma,
Senin derdinle cânlardan geçen Mucnûn’la uğraşma
Düşün biçârelerin en kahraman, en gürbüz evlâdı,
Kimin uğrunda kurbandır ki doğrandıkça doğrandı?
Şu yüzbinlerce sönmüş yurda yangınlar veren kimdi?
Şu milyonarca öksüz, dul kimin boynundadır şimdi?
Kimin boynundadır serden geçip berdâ olan canlar?
Kimin uğrundadır, Leylâ, o makteller, o zindanlar ?
Bir düşmana benzetilen ümitsizlik ve karamsarlık, İslâm’ı istilâ etmek için beklemektedir.
Akif aydınlık günleri arzulamaktadır.
Bütün bu çekilenlerin, bu kurbanların ve bu dökülen kanların, İslâmâ
helal olmasını ister, yeter ki ümitsizliğin, Mecnûn’u istilâ etmemesini ister. Hatta Leylâ’nın bir defa görünmesi aydınlığın gelişi için yeterli olacaktır.
Bilinmektedir ki karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu andır ve Akif, bir fecr-i sadıkı beklemektedir.
Helâl olsun o kurbanlar o kanlar tek sen ey Leylâ 
Görün bir kerrecik, ye’s etmeden Mucnûn’u istilâ
Müslüman toplumlar, bugünlere kadar büyük sıkıntılar çekmişlerdir ve daha da
çekmektedirler. Akif’e göre, artık bu güzel günler çok uzakta değildir ve hatta görünmektedir. Akif, “Niçin yaratılış dünyasından henüz yüksekte uçmaktasın?”
diyerek Leylâ’sından vefa beklemektedir.
Niçin hilkat zemîninden henüz yüksekte pervâzın?
Şu topraklarda şâyed yoksa hiç imkân-ı i’zâzın
Akif, Leylâ’yı bir gelin olarak anlatır.
Çeyizi kubbeler ve alemler, gelinlikleri
Kâ’beler ve cemaatlerin köleleri olduğu bir gelinlik. 
Gelin izlenimiyle Leylâ, milletin yeniden doğuşunu anlatan bir varlığa dönüşü temsil eder. Akif’e göre, tabiî ki millet yeniden ev olacaktır. Yani vatanını alıp ona kavuşacaktır. Bu ev için Kâ’beler gelin odası, cemaatler, köleler, alemler ve kubbeler çeyizin olacaktır.
Bütün bunlar millet içindir. Kâ’belerin gelin odası olması gibi, büyük bir değer
neden veriliyor? Çünkü, Kâ’beyi geleceğe taşıyan millettir. Ka’be, milletin ontolojik
(varlık bilimi ile ilgili) evidir. Ev, baharın dirilişi,yeniden uyanışı ve var oluşudur. İslâm alemi, bu kadar yıkılış ve yok oluştan sonra, baharla beraber,yeniden dirilip ayağa kalkacaktır. Leylâ gelince, Mevlâ’nın rahmetiyle, bahar gelecektir. Millet yeniden ayağa kalkacaktır.
Bu bahar sonsuza kadar devam edecektir. Artık esaretler son bulacak, kasırgalar dinecek karanlıklar aydınlanacaktır.
Leylâ, Müslümanların uyanmasını, İslâm etrafında birleşerek bir ve beraber
olmalarını ve Anadolu’nun istiklâliyle de zafere ulaşmalarını sembolize etmektedir.
Leylâ, birlik ve zafer temalarını bir arada tutan bir hikâyedir. Leylâ, milletin
gelecek resmidir.
İşte, Akif’in Leylâ’sı için, içine düştüğü hal budur.Bu Akif’in yurdudur. Bu yurt Akif’in Leylâ’sı ve Akif’in aşkıdır.
Bütün bunlar, Leylâ sembolüyle kendini ifade eder. Yurdu, aşkı ve Leylâ’sı İslâm’ın
geleceğidir. Özlem duyduğu, Leylâ ile sembolleştirdiği millet varlığıdır.
Cennet-mekan, Mehmet Akif Ersoy tüm hayatı boyunca bu Leylâ- milletiçin
yaşamış, bu Leylâ için mücadele etmiş,yine bu Leylâ için çöllere düşmüştür.
Belki milletini ve vatanını, mübarek Akif’ten başka bu kadar düşünen ve ondan sitayişle bahseden bir başka şair yoktur.
Yeniden kurulan bir devletin çıkmasıyla, milletin meclisi büyük bir iç tasfiye
geçirdi. Milleti temsil eden zihniyet ve aktörler, büyük ölçüde tasfiye edildi. Millet
ne yazık ki milletten uzaklaşarak yeniden dizayn edildi. Millet önce kurtarıldı,
şimdi de Batı değerleriyle içeriden fethedilecekti.
Bunu kabul etmeyenler ya Millet Meclisi’nden dışarı atıldılar ya sürgüne
gönderildiler ya da suikaste kurban gittiler. Ulema ve onunla irtibatlı olan sınıf, iktidar alanının dışına itilerek askeri ve sivil bürokrasiye dayalı bir rejim kuruldu.
Millet, Avrupa modernliğinden dolayı büyük travmalar yaşadı. İslâm, temelinde
kurulan ruhundan soyunarak ulus çerçevesinde inşâ edildi. Böylece Milletin Kürt, Arap, Laz, Çerkez gibi unsurları, Türkçülük üzerinden uluslaştırıldı.
Türkler bile Türkleştirildi. Millet, tarihinden, inancından ve geleneğinden
uzaklaştırıldı. Millet, derisinden bile soyundu.
Millete sıfırdan bir hayat biçilmeye çalışıldı. Geçmişin üçbin asırlık bütün değerleri ve İslamla kazanılan değerleri zorla unutturularak yeni bir tarih, ahlak,alfabe, hukuk,giyim ve kuşam getirildi.
Yani bu beyaz ırktan, zorla zenci doğurtuldu.
İşte, Akif hem Kurtuluş Savaş’ında yaşanılan hem de ondan sonra kurulan
cumhuriyetle birlikte yaşatılan bu yeni sıkıntıları, bu şiirinde dile getirmek mecburiyetinde kalmıştır.
Leylâ bir taraftan mazmun olurken bir taraftan da imaja dönüştürülmüştür.
Akif’in Leylâ’sı, farklı Leylâ’dır. Mehmet Akif, kendi Leylâ’sında, peşinden koştuğu şeyleri anlatmaktadır. Onun Leylâ’sı millettir. O bir Mecnûn olarak Leylâ’nın gelişini beklemektedir. Leylâ’nın gelmesi demek Müslümanların kurtuluşu, İslâm birliğinin yeniden kurulması ve İslâm’ın geleceği demektir.
O, bir bakıma hayatı boyunca bu Leylâ için mücadele etmiş, onun için yaşamış
ve onun için büyük ıztıraplar çekmiştir.
Ey mübarek cennet-mekan, mutlu ve kutlu, aziz ceddim, büyük mücahit Mehmet
Akif Ersoy, millet olarak seni her zaman kalbimizde minnet ve rahmetle
anmaktayız!.. Kabrin pür-nur olsun.
Rahat uyu, Ruhun şâd olsun. Şâdân olsun. Âmin, Âmin, Âmin !...
Selam ve saygılarımla.
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.