ustilanlar
27 Şubat 2020 Perşembe
Anasayfa > Yazarlar > MUSTAFA DAMLARKAYA > Akif’in, kader ve tevekkül anlayışı
MUSTAFA DAMLARKAYA

Akif’in, kader ve tevekkül anlayışı

05.01.2020 21:50 12 14 16 18 yazdır
Yazar : MUSTAFA DAMLARKAYA
Tevekkül, bir Müslümanın ‘Allah (C.C.)’ın her şeyden münezzeh kuvvet ve kudret sahibi olduğuna inanarak’ yapacağı işle ilgili gerekli olan bütün tedbirleri aldıktan sonra, istenilen sonucu elde etmek amacıyla yine, Allah (C.C.)’a güvenmesidir. Kader, Allah (C.C.)’ın bütün nesne ve olayları ezeli ilmiyle bilip belirlemesidir.
Bu iki kavram birbirini gerekli kılar. Kadere inanmak beraberinde tevekkülü getirir.
Tevekkül ve kader Müslüman için temel inanç unsurudur. Fakat salt manasıyla
kavramları ele alırsak kader ve tevekkül anlayışımız, olması gerekenin dışında bir hâl alır. Olması gerekenden kastımızın ne olduğunu, millî şairimiz Mehmet Akif’in kader ve tevekkül anlayışını baz alarak incelediğimizde tam şekliyle anlamış oluruz.
Mehmet Akif Ersoy, toplumun, tevekkül ve kader anlayışı dışında, bir anlayışa
sahiptir. Akif, toplumun aksine kader inancının iki yönünü de görür. O, kaderin
belirli değişmeyen unsurlarının yanında, insanın cüz-i iradesiyle kaderini değiştirebileceği inancındadır. Buna bağlı olarak Akif’in tevekkül anlayışını tahmin etmemiz zor değildir. Mehmet Akif, tevekkülün elde olan bütün imkânlarını kullandıktan sonra ortaya çıkması gerektiğini düşünür.
Bu inancı şiirlerinde de çeşitli şekillerde ifade eder. Öyle ki kimi zaman eserlerinde
çok sert bir üslupla okuyucuya şöyle seslenir:
“Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun
Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya
Zavallı dini onunla çevirdin maskaraya”
Akif bu dizelerde, halka sitemde bulunmakla birlikte bir vakayı ortaya koyar.
Akif’e göre halkın tevekkül ve kader anlayışı içler acısıdır. Kur’an’a uygun
hareket etmeyen halk, içinde bulunduğu sıkıntılı durum karşısında din adı altında dinle alakası olmayan yollara başvurur. Bu durum, halkı için yanıp tutuşan fehim sahibi bir şairi, hüsrana uğratmıştır.
Çünkü Akif, hiç bir zaman kendisini geri plana atmamış, hayatı boyunca mücadele etmiştir. Bu mücadele şahsi rahatını düşünmeden vatan, millet için yapılmış
bir mücadeledir. Ulusu kurtarmak İslâm’ı ilelebet payidar kılmak uğruna canını ortaya koymuş en değerli varlığı olan ailesinden uzak kalmıştır. Onun bu fedakârlığının aksine halkın kolaycı zihniyete sahip olup bu zihniyeti de İslâmî
kavramlarla geçerli kılmaları tahammül edemediği bir hâldir.
Mehmet Akif, özgürlüğe düşkün bir karaktere sahiptir. Bu nedenle insanın sürekli
faaliyet hâlinde olması gerektiğine inanır. Çünkü, kişi kendisi için bir maslahat
elde etmeye çalışmazsa sürekli başkalarına el açmak durumunda kalır. “Bugün
sen kendi kendinden et imdadı/ Evet sen kendi ikdamınla kaldır git de bid’atı” mısraları, Akif’in içindeki çığlığın kelimelerle vücut bulmuş hâlidir. Dert bizdeyse deva yine bizde, demektedir. Şairimiz bu inanç ve gayretle toplumda şuur oluşturmak farkındalığı sağlamak adına; il il gezerek vaazlarında, toplantılarda dolaylı yollarla bu konuya değinir. Hitabeti ve coşkulu üslubu da Akif’in insanları uyandırmasında yardımcıdır. Mehmet Akif, kendine has yöntemlerle özgürlük ruhunu ortaya çıkarmaya çalışır. Bu istekle şiirlerinde hiçbir gayreti olmayan insanların damarına dokunacak teşbihler de yer alır. Meselâ bir şiirinde: “Demek tevekküle peksığmıyormuş anladın/ Sinek düşer gibi düşmek şunun bunun kabına” diyerek durumun gidişatını gözler önüne serer. Yüzyıllarca kimsenin tahakkümü altına girmemiş bir milletin gayreti elden bırakıp ‘kaderimizde ne varsa onu yaşarız’ düşüncesi, o milleti ne derece acze sevk ettiğinin bir nevi tasviridir.
Yanlış tevekkül anlayışının sebeplerinden biri de ye’istir. Ümitsizlik bataklığına
düşmüş bir kimse, hiçbir mücadelenin içinde yer alamaz. Kendisini, gücü yeten
konularda dahi aciz hisseder. Akif, böyle bir düşüncenin tam tersi bir duruşa sahiptir.
Ye’is, Mehmet Akif’in en şiddetli düşmanıdır. En zor anlarda dahi ümitle
hareket eden Akif, kendisini takip edenlere güç kaynağı olur. Onun tevekkül anlayışında ye’is en büyük tevekkülsüzlük olarak yer alır. Ona göre: “Mübeccel bir
maksat uğrunda bütün mesaisini bütün mücahedatını heder olmuş gören bir
adam bile ye’ise düşmemelidir. Şüphe yok ki ye’isimiz, bedbinliğimiz hep uğraşmamaya, atalet içinde paslanıp gitmeye hak kazanmak içindir.” Bu satırlar bize şikayet etme hakkımızın nereden doğduğunu da işaret eder.. Akif’e göre,
yaşadıklarımız bir boyutta hak ettiklerimizdir.
Bu nedenle olsa gerek şairimiz, halkı hep birlik ruhuna çağırmıştır ki parçalanıp
savrulmayı hak etmesinler.
Mehmet Akif’in, tevekkül ve kader anlayışının toplumdan bu kadar uzak olması,
onun teslimiyet noktasındaki durumunu değiştirir, şeklinde bir düşünce oluşabilir. Akif, Allah’ın kudret elinin her şeyden üstün olduğunu bilmekle beraber
O kudretin, kulundan istediği şeyi de çok iyi biliyordu. Kaderin üstünde bir kader
olduğunun idrakindeydi. Tüm çabası da cüz’i irade bağlamında üzerine düşen sorumluluğu, en iyi şekilde yerine getirmekti.
Görevi ifa ettikten sonra zaten tevekkül kapısı açılmış ve kader kalemi devreye girmiş olacaktı. İşte milletin şairi bu şuurla hareket etti. Allah’ın, Kur’an-ı
Kerim’de istediği o kulluk bilincine sonuna kadar vakıf olduğu için, hayatı yollarda,
sürgünlerde geçti. Akif, Allah’a olan itimadını, İstiklal Marşı’nda; “Doğacaktır
sana vadettiği günler Hakk’ın / Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın.” mısralarıyla en içten şekilde ortaya koymuştur.
Allah(C.C.)’a olan teslimiyeti ve Kur’an-ı Kerim’e olan vukufu, onun “Kur’an şairi” olarak anılmasına vesile olmuştur.
Akif, desteğe ihtiyaç duyduğunda ise kimseye muhtaç olmama isteğiyle en
büyük dayanak olan Alla(C.C.)’a dayanmış, bu hâlini de “Allah’a dayan, saye
sarıl, hikmete ram ol / Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.” şeklinde kâğıda yansıtmıştır.
Netice olarak; Mehmet Akif hem kendi dönemindeki insanlara eleştiriyle yön verir hem de günümüz problemlerine ışık tutar. Hayatını Millî Mücadele’ye adamış bir şahsiyetin gözünden olayları anlamaya çalışmak bizlere farklı ufuklar açar. Kader ve tevekkül konusunu, Akif’in bakış açısıyla anlamaya çalışmak bizler için, büyük kazanımlara vesile olur. Sabır, azim ve doğru bir tevekkül anlayışı ile vatan şairi olan Akif, İslâm’a farklı bir pencereden bakar. Söylediklerinin yanı sıra hâl ve yaşayışı ile de bizleri etkiler. Bu etkiye vakıf olabilmek için Akif’i Akif yapan
değerleri çok iyi kavramalıyız. Ancak bu sayede millî şairimiz Akif’i, daha iyi tanıyıp objektif değerlendirmeler yapabiliriz.
Ruhu şâd olsun. Âmin, Âmin !..
Selam ve saygılarımla…
Etiketler : mustafa damlarkaya
Yazarın Son Yazıları
Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik ve tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.